Bir idam mahkûmu için 60 metre ötede bir darağacı kursak, bu darağacına giden yolu som ceviz ağacıyla döşesek, idam mahkûmu için kurduğumuz idam sehpası som altından olsa, boynuna geçecek ilmik ibrişimden olsa, idam sehpasına giden yolun iki tarafı da çok meşhur insanlarla dolu olsa ve onun idam sehpasına doğru yürüyüşüne adım adım eşlik etseler ve alkışlasalar, idam mahkûmunun cebi paralarla dolu olsa, üzerinde altın simlerle süslenmiş en güzel elbiseler bulunsa, en güzel yemekleri ona yedirsek, en güzel içecekleri içirsek, o idam mahkûmu kendisini asacak olan idam sehpasına doğru yürütülürken bütün bu güzellikler biraz sonra asılmaktan gelen elemi ve acıyı izale edebilir mi? Elbette edemez. Çünkü bütün bunlar onun ölmesini engellemiyor. Aksine bütün bu lezzetlerden, bütün güzelliklerden ayrılacağı için, daha çok elem çekecektir. Çünkü insan, fıtratına konan ebed duygusuyla tatmış olduğu, görmüş olduğu, dokunduğu bütün güzelliklerin ebedi olmasını ister. Onun yok olmasına razı değildir.

Ayrılık bile insana tarifi imkânsız acılar yaşatırken, ayrılığın büyüğü olan ölüm, inançsız insan için tarifi imkânsız acılar yaşatır. O yüzden kâfirin kalbinde yanan cehennemle, ahiretteki cehennem kıyaslansa ahirette yanan cehennem daha serin kalır. İşte o yüzden ateistlerin çoğu intihar etmektedir. Meşhur ateist Ziya Gökalp beynine kurşun sıkarak intihar etmişti. Kurşun beyninin içinde kaldı. Kendisi gibi bir ateist olan Dr. Abdullah Cevdet, Rus bir doktorla Ziya Gökalp’i ameliyata aldı. Doktor, ameliyattan sonra Ziya Gökalp’e sordu.

–Ameliyat esnasında hiç acı duymadınız mı?

Ziya Gökalp cevap verdi:

–İçimdeki acı, beynimdeki kurşundan daha büyüktü.

“Âlemin başı kâfire göre hiç, sonu da hiç,

İki hiçlik arasında varlık olur mu hiç?”

diyerek Necip Fazıl bu gerçeği dile getirmektedir. O yüzden kâfirin İç dünyası Hiçle dolu, acılarla doludur. Geçici olarak neşeli ve mutlu olmaları bu acıyı bir nebze unutmak içindir. Çünkü 60 metrelik yolda ilerleyen o idam mahkûmu, işte ateist ve kâfir olan insandır. Ölüm onun için idam sehpasıdır. İdam sehpasının süslü olması onun bu dünyada yaşadığı lüks hayata işaret etmektedir. İdam sehpasına giden yolda en meşhur insanların onu alkışlaması, kendisi gibi ateist olan insanların ona ölüm anında eşlik etmesidir. Sıfırların artması bir keyfiyet değildir. O yolda ne kadar kâfir eşlik ederse etsin, acılarını artırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Birçok ateistle oturup konuştum. Onların acılarını dinledim. Birbirini tanımayan ve birbirini hiç görmemiş ateistlerin bahsettiği bir olay inanın çok dehşet verici bir şey. Bu ateistler birçok defa, kafalarını klozete soktuklarını itiraf ettiler. Bu insanlar ayrı mekânlarda yaşıyorlardı ve birbirini asla görmemişlerdi.

Ama işte küfür öyle bir cehennemdir ki,

Ahirette ki Cehennem onun yanında çok serin kalır.

Kâfir daha Cehenneme girmeden, Cehennem hayatı yaşamaktadır.

Onun lüksü, imkânlarının zenginliği ve yaşadığı debdebeli hayat, müebbet hapse mahkûm olmuş bir insanın zindandaki hücresinde prangalar içinde uyurken gördüğü birkaç saniyelik bir rüyadan ibarettir. Çünkü Sonsuz Ahiretle kıyaslandığında, Sonsuz Ahiret hayatının yanında bu dünya hayatı, nokta kadar bile varlık gösteremez. Değil ki, kâfirin dünyada yaşadığı 60 yıllık hayat, zindanda prangalar içinde görülen bir saliselik bir rüyadan ibarettir. Bütün bu lüks imkânlarına rağmen, yaşadıkları bu debdebeli ve kuralsız hayata rağmen, kendi kafalarını pis klozetin içine sokmaktan kurtaramıyorlar.

Çünkü kafalarının içindeki inkâr pisliği, onları pis klozetin içine sokuyor.

Çünkü benzerler birbirini çeker!

Demek ki iman ne büyük nimet.

Cenab-ı Hak cümlemize her nefesimizi İmanla alıp-vermeyi nasip eylesin (Âmin).