Amerika’da meşhur bir sosyolog (1974’lü yıllarda) Müslüman olur. Niçin Müslüman olduğunu soran öğrencilerine, dostlarına, okurlarına, arkadaşlarına:
–Bir köpek benim Müslüman olmamı sağladı der. Bunu duyanlar hayretten hayrete düşerler. Kendilerine bir konferans vererek bu durumu açıklamasını isterler. Sosyolog bir konferans tertip eder. Konferans günler öncesinden ilan edilir. Konferans günü, bütün öğrencileri dostları, arkadaşları, okurları salonu doldurmuşlardır.
Sosyolog kürsüye gelerek özetle şunları söyler:
–Dünyamız hemen hemen 21. yüzyıla yaklaşa gelmektedir. Bu uygar dünyada, bir beyazın elini kolunu sallaya sallaya girdiği bir lokantada, bir zencinin gözden uzak ücra bir köşede çorbasını yudumlamasını sağlayamamaktayız. Yine bir vasıta içinde bir zenciyle bir beyazın aynı otobüs içinde yan yana seyahat etmesini sağlayamamaktayız.
Fakat buna karşılık benim kabul etmiş olduğum İslam’a gelince durum bambaşka bir hale bürünmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerimde Allah-u Teala’nın bir gaye bir ideal bir mefkûre etrafında çerçevelenen bir ülkü uğruna birleşen ve böylece küçük de olsa bir cemiyet durumu arzeden Ashab-ı Kehf’ten bahsederken, takip ettiği yol fazlasıyla şayanı-ı dikkattir. Evet, Allah Teala Bu hadiseden şöyle bahsetmektedir:
“Bazıları boş atıp dolu tutmak kabilinden onlar üçtür dördüncüleri köpekleridir derler ve yine bazıları da onlar beştir, altıncıları köpekleridir derler ve nihayet bazı kimseler de onlar yedidir, sekizincileri köpekleridir” şeklinde köpekleri ayrı, ayrı zikredilmektedir.
Hâlbuki bizler kendi aramızda bile bir trafik kazasında hayatlarını kaybeden üç dört kişiden bahsederken aynı kazada ölen köpeklerinden de bahsetmeyi haklı olarak aklımıza getirmeyiz. Yine bu olayı haber veren ve ancak birkaç yüz satan bir kasaba gazetesinden bile haklı olarak bekleyemeyiz.
Netice olarak bu hususu şöyle toplayabiliriz: Bir gaye etrafında toplanmış bulunan ve sayıları onu bulmayan bir grup insandan bahsedilirken aralarında şuursuzca da olsa sırf onlardan gördüğü iyilikten doğan bir bağlılık ve sevgi saiki ile onlardan ayrılmayan ve böylece onlarla beraber aynı çile ve ıstırabı paylaşan köpeklerinden de aynı ölçüler içerisinde bahsedilmesi, açık seçik olarak, İslam’ın onu da bu cemiyetin ayrılmaz bir parçası, bir uzvu olarak kabul etmiş ve yine cemiyet içinde ona da layık olduğu yeri ve değeri vermiş olduğunu gösterir. Dikkat edilecek olursa, buradaki oran sırasıyla, üçte bir, beşte bir ve nihayette yedide birdir.
Evet, saygı değer dinleyicilerim, buraya kadarki beyanlardan sonra netice olarak, şu hususu her zaman ve her yerde rahatlıkla tekrar söyleyebilirim: Bir din ki, insan ile hayvan arasında bile sadece bir kademelenme, bir mertebeleşme kabul eder de hiçbir zaman ama hiçbir zaman bizim toplumuzda olduğu gibi bir sınıflaşmaya iltifat etmez ve hatta buna bütün gücüyle karşı çıkar ve nihayet buna gidecek bütün yolları kaparsa ve böylece içinde herkesin ve her şeyin mutlu ve mesut yaşadığı sınıfsız ideal bir toplumun çekirdeğini atarsa, böyle bir din nasıl olurda bütün ayrılıkları derilerinden gelen siyah insan ile beyaz insan arasında böylesine törpülenmesi imkânsız katı sınıflar kabul eder. Kaldı ki, bu hususta daha birçok ayetler ve hadisler mevcuttur. Mesela: “ Allah’ın kulları bir tarafın dişleri gibi birbirine eşittir” Hadis-i Şerifi İslam’ın bu konudaki sayıları yüzleri aşan emirlerinin sadece bir tanesidir.
Bu beyanlardan sonra, artık şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir sosyolog olarak benim böyle bir dine hayran kalıp onu kabul etmem gayet tabii olacaktır. Bu güne kadar da böylesine bir dinden mahrum kalıp ondan uzak yaşamamdan üzüntü duymam da gene böylesine normal karşılanmalıdır…”
Dini Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri isimli eserden iktibastır. Prf. Ali Murat Daryal