Ebu Lehep, ölümüne yakın adese denilen bir hastalığa yakalanıyor ve evinde ölüyor. Kokusundan kimse yanına yaklaşamıyor. Kokusu çevreyi çok rahatsız edince ücretle birkaç adam tutuyorlar. Sopalarla iteleyerek bir çukura atıyorlar. Çukur dolasıya kadar uzaktan taş yağdırıyorlar. Bir zamanlar Efendimizi taşlayan Ebu Leheb’in cesedinin atıldığı çukur taşlanarak kapatılıyor. Ne kadar ibret verici değil mi?
Karısı ise odun hamalı olma korkusuyla çıldırıyor ve bir süre sonra çıldırmış haliyle ölüyor.
Tebbet Suresi’ni okuyan bir papaz bu sureyle Müslüman oluyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor:
“Bu sure Ebu Lehep ve karısı hakkında inmiş. Bu sure indikten sonra Ebu Lehep daha 8 yıl yaşamış. Kur’an onun iman etmeyeceğini ve Cehennemlik olduğunu söylüyor. Ebu Lehep yalancıktan bile iman ederek Kur’an-ın bu ayetini (haşa) geçersiz kılabilirdi. Ama 8 yıl daha yaşamasına rağmen küfründen ve inadından asla vazgeçmedi. Dolayısıyla Kur’an’ın mucizesi gerçekleşmiş oldu”
Tebbet suresini sadece aklıyla anlamaya çalışan bir ilahiyatçı ise bu ayetteki beddualara takılıyor. Allah’ın beddua etmesinin mümkün olmayacağını düşünüyor. Bu sebeple Tebbet Suresini inkâr ediyor. Dinden çıkıyor. Burada Kur’an’ın bir başka mucizesi daha gerçek oluyor.
Allah bu Kur’an’la bazı kavimleri hidayete, bazı kavimleri de dalalete düşürür. Bir sureyle bir papaz Müslüman olurken, bir ilahiyatçıda dinden çıkıyor.