Sana Baha Biçilmez!

Zahir, çölde yaşayan Müslümanlardandır. Çölden Peygamber Efendimizin (s.a.v)’in siparişlerini getirir ve Peygamber Efendimiz (s.a.v) de onun şehirden yaptığı alışverişine yardımcı olur. Aralarındaki ilişkinin bu boyutuna dikkat çekerek: “Zahir bizim çölümüzdür, biz de onun şehriyiz.” der.

Fakat Zahir’in ciddi bir sorunu vardır. Doğuştan gelen bazı fizyonomik kusurları nedeniyle insanlar arasında görünmek istememekte, mecburen topluma karıştığı zamanlarda ise “Herkes bana bakıyor!” kompleksi ile ezilmekte, sıkıntı çekmektedir. Peygamber Efendimizin (s.a.v)de Zahir’in bu sorununun farkındadır. Ve bir gün onu rahatlatmanın fırsatını da yakalar.

Zahir, Medine çarşısının en kalabalık olduğu bir saatte alışveriş yapmaktadır. Peygamber Efendimizin (s.a.v) sessizce arkasından sokulur, elleriyle Zahir’in gözlerini yumarak bedenini kendisine çeker. Kendisine bu şakayı yapanın, kokusundan Peygamber Efendimiz (asv) olduğunu tanıyan Zahir ise, duyduğu mutluluktan adeta kendinden geçmiş olarak bütün vücuduyla Peygamber Efendimizin (s.a.v)’e yaslanır. Peygamber Efendimizin (s.a.v) o güne kadar hiç kimseye bu denli mesafesiz davranmadığını bilen sahabeler hayretten büyüyen gözlerle etrafına yığılırlar. Peygamber Efendimiz (asv) tebessümle seslenir: “Bir kölem var. Satıyorum. Onu benden kim alır?”

Zahir bir yandan yaşadığı sürpriz iltifatın şokuyla, diğer yandan ise ömrü boyunca bütün bilincini doldurmuş olan o kompleksin etkisiyle, Peygamber Efendimizin (s.a.v) şakasına biraz acılık karışmış bir şakayla cevap verir:

“Yemin olsun ki ey Allah’ın Elçisi, beş para etmez bir köleyi satmaya çalışıyorsun.”

İşte Peygamber Efendimizin (s.a.v) ‘in beklediği fırsatta budur. “Herkes bana bakıyor” kompleksinin sahibine “herkes”in içinde öyle bir tedavi uygulayacaktır ki, o andan itibaren Zahir, hiç kimse karşısında en küçük bir sıkıntı hissetmeden, rahat ve başı dik olarak yaşayacaktır. Bu tam taşı gediğine koyma fırsatıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) o anda şakayı keser. Ciddileşir. Zahir’i göstererek ve kendilerini sarmış olan kalabalığa seslenerek:

“Hayır; andolsun ki Allah ve Allah’ın Elçisi katında senin değerine paha biçilmez!”der.

O gün Zahir’in, hayatının bayram günüdür.