İnsan evinin cephe durumuna göre birçok pencereden dışarı bakıyor.
Hayat ise tek açıdan, tek pencereden bakılacak kadar dar değildir.
Böyle insanlar hayatı kendilerine dar ederler, çevresindeki insanları da kırar geçirirler. Düşüncede darlık, bağnazlık ve yobazlığı doğurur.
O yüzden dini dar olmak, dindar olmak demek değildir.
Hazreti Ali’ye (r.a) Kur’an’dan deliller getirerek kâfir diyen hariciler sığ düşünceli ve dar kafalıydılar. Hazreti Peygamberimizin damadına kâfir diyecek kadar aptallaştılar. Bir harici yanlışlıkla bir gayrimüslimin domuzunu öldürmüştü. Diğer harici arkadaşları:
–Sen yeryüzünde fesat çıkarıyorsun diyerek onu öldürmek istediler.
Adam:
–Bırakında domuzun sahibine fidye vereyim onu razı edeyim diyerek domuza yüklü bir miktar fidye verdi ve canını zor kurtardı.
Domuza şefkat gösteren sığ ve dar kafalı hariciler, Peygamberimizin s.a.v kıymetli bir sahabesi Habbab bin Ereti’in (r.a) oğlu, Abdullah bin Habbab bin Ereti ve hamile eşini, vahşi ve hunhar bir şekilde şehit ettiler. Domuza şefkat gösterenler sahabeyi vahşi ve hunhar bir şekilde katlettiler (Taberî, V, 81-82)
Günümüzdeki müfrit gurupların durumu bundan hâli değildir. Kafalarına ve keyiflerine göre Müslüman kanı dökmek onlara harici dedelerinden miras kalmıştır. Onların kıt beyinlerine göre, onlar gibi düşünmeyen bir Müslüman’ın, bir Hıristiyan’ın domuzu kadar yaşama hakkı yoktur ve değeri de yoktur. Vahhabiler şirk diyerek sahabe mezarlarını dümdüz ettiler. Osmanlı hatırası Ecyad Kalesini yerle bir ettiler. Ama İngiliz’e uşaklık etmek ve Cidde’de İngiliz plajı bidat olmuyor!
Fatih İstanbul’u fethederken, Bizans papazları meleklerin erkek mi dişimi olduklarını tartışıyordu.
Moğollar Bağdat’a doğru yaklaşırken, alimler sivrisineğin ısırmasından gelen kanın abdesti bozup bozmayacağını tartışıyorlardı.
Sonuçta fatih İstanbul’u fethetti. Moğollarda Bağdat’ı işgal ve talan ettiler.
Büyük düşünmeyenler, büyük düşünenlerin kölesi olmaya mahkûmdurlar.
Birde sözüm ona teknoloji düşmanları var!
Zevkine uygun Adidas marka ayakkabı giyebilmek için günlerce mağaza, mağaza gezer. Ama ben teknolojiye düşmanım der.
Kot pantolon giyer hem de düşük belli. Ama ben teknolojiye düşmanım der.
Yüz bin liradan aşağı otomobile binmez. Ama ben teknolojiye düşmanım der.
En pahalısından cep telefonu kullanır. Ama ben teknolojiye düşmanım der.
Örnekleri çoğaltmak mümkün! Zırva tevil götürmez deyip geçelim.
Bunlara bakınca Budist Gandi’yi daha tutarlı ve daha samimi buluyorum.
En azından giydiği maşlahı kendisi dokurdu. İngiliz kralıyla görüştükten sonra gazeteciler bir soru sorarlar:
–Efendim! Kıyafetiniz bir kralla görüşmek için uygun muydu?
Gandi hazır cevap bir adamdır. Taşı gediğine koyar:
-Kral ikimize yetecek kadar iyi giyimliydi!