1-İnsanları memnun etme düşüncesini terk ettikten sonra, Hakkı konuşabilir oldum. (Ahmet bin Hanbel (r.h))
2-İlmi amel için öğreniniz. Çokları bunda yanıldı. İlmi dağlar gibi büyüdü. Amelleri ise zerre kadar küçüldü. (İbrahim bin Ethem)
3-Günahlara dalmışsın…Allah’u Tealâ bu halini görmüyor sanıyorsan, imansızsın! Eğer gördüğüne inanıyorsan çok cüretkâr ve hayasızsın ki O’nun görmesine ehemmiyet vermiyorsun. O halde yazıklar olsun sana ey nefsim! (İmam Gazali (r.h)
4-Saat insanı uykudan uyandırır. Yataktan kaldıran imandır, saat değil!
5-Aşık olduğun bir kişi, gençliğini bir başkasına, ihtiyarlığını da sana sunsaydı bu hoşuna gider miydi? Aynen bunun gibi gençliğimizi dünyaya, ihtiyarlığımızı da ahirete sunuyoruz. Bu elbette hoş bir alış-veriş değildir.
Daha hevesimi almadım diyenler, iyice posamı çıkarmadım demek istiyor. Bilesin ki sen günahların tadını çıkarırken; günahlar senin cılkını çıkarıyor. O yüzden denenmemiş hiçbir günah yok ve kimseyi de ondurmamış.
Ne yazık ki bize kalmayan dünya için, bize kalan günahlara sahibiz.
6-“Nefs-i Emmaresini dininin elinde kar gibi eritmeyen, Dinini, Nefsi Emmaresinin elinde kar gibi eritir. (Kemal Sayar. Sufi Pskolojisi)
7-“Ancak Müslümanlar olarak can verin” buyuruyor yüce Rabbimiz. (Âl-i İmran.102)
İmanı elde tutmak, imanı elde etmekten daha zordur. Bebek doğmak kolay, bebek gibi masum kalmak zordur. Bir Allah dostu bir inançsızın hidayete gelmesine vesile oluyor.
Sonra bir kenara çekiliyor ve hüngür, hüngür ağlıyor. Sebebini soran dostlarına:
-O bütün günahlarını sıfırladı. Biz acaba imanımızı koruyabilecek miyiz? Bunu düşündüm ve bu sebeple ağladım diyor.
8-“İki nimet vardır ki, beni hangisinin daha çok sevindirdiğini bilemiyorum:
Birincisi, bir adamın ihtiyacını karşılayacağımı sanarak bana gelmesi, bütün samimiyetiyle benden yardım istemesidir.
Diğeri de o kimsenin arzusunu Allah’ın benim vasıtamla yerine getirmesi yahut kolaylaştırmasıdır. Bir Müslümanın işini görmeyi, dünya dolusu altın ve gümüşe sahip olmaya tercih ederim.” (Hz. Ali (r.a)
9-Şeytanın en büyük iki hilesi:
1-Kendi varlığını peşinden gidenlere inkâr ettirir. Ateistler şeytanın varlığına inanmazlar. Varlığı yok kabul edilen ama gerçekte var olan düşman en büyük tehlikedir. Bu hilesiyle şeytan, milyonlarca insanı kolay bir şekilde yoldan çıkarır.
2-İnsana kusurunu itiraf ettirmemesidir. İnsan genelde kusurunu kabul etmeme eğilimindedir. Nefs-i Emmare kusurlarını itiraf etmez, firavun gibi inad eder, nefsini avukat gibi savunur. Bu şekilde kusurunu kabul etmeyen insan helâk olur gider. Çünkü kabul etmediği kusurları kartopu gibi katlana, katlana büyür ve bir çığ olur. Kişi o çığın altında kalır, helak olur Maazallah!
10-Belimi iki tip insan kırmıştır:
“Bunlar, ilmiyle âmil olmayan âlim ile, ibadetlere dalan cahil kimselerdir.
Çünkü cahil, halkı ibadetiyle aldatır, âlim ise ibadetsizliği ile.” Hz. Ali (r.a)
11-Hz. Ebû Bekir (r.a) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur:
“Nerede herkesin hayran olduğu güzel yüzlü insanlar!
Nerede gençliğine mağrur olan yiğitler!
Nerede ihtişamlı şehirler kurup etrafını yüksek surlarla çeviren hükümdarlar!
Nerede harp meydanlarının mağlûbiyet tanımayan kahramanları!
Zaman hepsini çürütüp yerle bir etti.
Hepsi kabrin karanlıklarına gömülüp gittiler.
Acele edin, acele edin! Vakit geçmeden aklınızı başınıza alın da ölüm ötesine bir an evvel hazırlanın! Kendinizi kurtarın, kendinizi kurtarın!”
(İbnü’l-Cevzî, Zemmü’l-Hevâ, s. 668; Komisyon, Nadratü’n-Naîm, III, 960)
12-“Her kim Rahmanın zikrinden yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostudur. Şüphesiz ki bu şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Ama onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Nihayet kıyamet günü huzurumuza gelince, arkadaşına:
‘Keşke seninle benim aramda doğu ile batı kadar bir uzaklık olsaydı. Sen ne kötü arkadaşmışsın!’ der. Onlara: ‘Bugün pişmanlık duymanız size hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Şimdi de hepiniz azapta ortaksınız.’ denir.” (Zuhruf, 43/36-39)
13- Vücudumuz, bir ilaç gibi bir defa yapılan ve sonra öylece bırakılan bir şey değil, daima yenilenen bir terkiptir.
Bir sene boyunca bağırsaklarımızda ölen ortalama toplam hücre ağırlığı 90 kg’dır. Ölen deri hücrelerimizin ağırlığı ise 45 kg’dır.
Her gün vücudumuzda 200 milyar alyuvar ölür ve saniyede 10.000 alyuvar yaratılır. Vücudumuz altı ayda bir tamamen yenilenen harika bir terkiptir.
İnsandaki bu muazzam derecedeki faaliyetin bir salise bile çekilmesi insan hayatının bitmesi için yeterlidir.
14-Kâinat düzenin varlığının en önemli delillerinden biri de suyun hiç bilinmeyen bir özelliğidir. Dünyada mevcut olan, bütün katı, sıvı ve gaz ısınan her cisim genişler ve yoğunluğu azalır. Soğuyan her cisim ise daralır ve yoğunluğu artar.
Bunun tek bir istisnası vardır, o da sudur. Bir tek su bu kurala uymaz. 100 dereceden +4 dereceye kadar su soğudukça hacim olarak küçülür. En ağır su +4 derecede olan sudur. Bundan dolayı nehirlerin, göllerin, denizlerin dibinde +4 dereceden daha soğuk su bulunmaz.
+4 derecedeki su soğumaya devam ederek +3 dereceye, +2 dereceye +1 dereceye kadar ısısı düşmeye devam ederse hacmi genişlemeye başlar. Böylece birim hacminin ağırlığı azaldığından yukarı tabakalara çıkar. Sıfır dereceye geldiğinde en büyük hacme ulaşır ve su tabakasının en üstüne çıkmış olur.
Böylece ırmakların, göllerin, denizlerin donması alttan değil, üstten başlar. Bu sıradan gibi görünen ve dikkat çekmeyen kural, ilahi bir rahmet olarak sularda yaşayan canlıların yaşamalarını ve üremelerini mümkün hâle getirir.
Bu örnekleri artırmak mümkündür. Yaratılan neye baksan insanın görebildiği bir hikmeti vardır. Fakat çözemediği hesap ve görüp anlayamadığı birçok hikmeti de bulunmaktadır.
15- Sır Latifesi:
Bu latife Marifetullahla birlikte terakki eder ve sahibini Cenab-ı Hakk’a muhatap edecek seviyeye getirince bazı sırlara vâkıf eder.
Zira insan dahi samimi olmayan muhatabına sırrını vermez. Samimi muhatabiyetten sonra kâinatın gizli hakikatleri o zata açılır, o zat’da sanki gözüyle seyreder gibi o gizli hakikatleri müşahede eder.
16-Ayna da bir cam parçasıdır. Ama arkasında sırrı onu camdan farklı kılmıştır. Cam, sırrı olmadığı için aynanın yaptığı vazifeyi göremez.
İşte gönülde ayna gibidir. Eğer sırla cilâlanırsa nice güzellikleri ve ilhamları yansıtır.
Ama sırrı kalkan ayna, nasıl cam parçasına dönüşürse, sırrı kalkan gönülde cam parçası hükmüne sükut eder. Güzellikleri göstermez ve ilahi ilhamlara mazhar olamaz olur.
17-En büyük keramet istikamettir. İmamı Rabbani Hazretlerinin sohbetine katılanlar bir gün kendisine demişler ki:
-Efendim, sizde diğer evliyalar gibi keramet göremiyoruz. Sebebi hikmeti nedir?
İmam Rabbani Hazretleri buyurmuş ki:
-Evladım, suda yürümek, havada uçmak keramet değildir. Suda balıklar, havada kuşlarda uçuyor. En büyük keramet istikamet üzere olmaktır.
Sırtımızda bunca günah kamburu varken hala ayakta kalmamız en büyük keramet değil midir?
18-Samimiyet ve ihlâs; fazilet turabında saklanır. Boyu yücedir. Gizlenmek için iki büklüm olur.
Riya ve rezilet, fark edilmek için çığırtkanlık yapar. Boyu cücedir. Yükseklerde görünmek için sürekli zıplar. Samimiyetin fotoğrafını melekler çeker. Hiçbir makine samimiyeti görüntüleyemez.
Yaptıklarını makineye sunanlar madeni kafalardır. Yaptıklarını Allah’ın bilmesi ona yetmez. Habis ruhu illa ki riyayla doyacaktır. Yaptıklarını Rizay-ı İlahiye sunanlar ihlâslı insanlardır.
19-Bu dünya eğer daimî olsaydı ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevâlin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde mânevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım.
Fakat madem dünya birgün bize ‘Haydi, dışarı.’ diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak.
O bizi dışarı kovmadan, biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız. Said-i Nursi r.h.
20-“Topkapı sarayını her gün binlerce insan ziyaret etmektedir. Bir tek gün olsun, bu sarayın kapısından içeriye bir devenin girdiği ve boynunu uzatarak antika eserleri temaşa ettiği görülmemiştir. Zira deve, antika eserlerden anlamaz. Onun anlayacağı şey, Topkapı sarayının bahçesinde otlamaktır.
Topkapı sarayı kâinata misaldir. Bu kâinatın develer için yaratılmadığı ve semavât ve arzdaki sanat mucizelerinin onların temaşasına takdim edilmediği bedihîdir. Bu saray insanlar için yapıldığına göre hakiki insan; bu sarayı temâşa ve tefekkür edebilen yaptığı temaşa ve tefekkürden tefeyyüz edebilen ve bu tefeyyüzle kemalatın şahikalarına yükselebilen insandır. Yoksa sadece dünyevi maişeti ve zevkleri peşinde koşan insanın, bu kâinat sarayının bahçesinde otlayan develerden pek farkı olmaz.” Mehmet Kırkıncı
21-Arının yaptığı işi yüzlerce fen adamı yapamadığı halde, odamızdan içeriye bir arının girmesi halinde ona ne hürmet gösteriyor ve ne de ayağa kalkıyoruz.
Bal yapmak arıyı hayvanlıktan kurtaramadığı gibi maneviyatı unutarak sadece dünyevi bir meslekte terakki etmek de bir kimsenin insaniyetini tekâmül ettirmemektedir.
Madde ile manayı, akıl ile kalbi beraber götüren muhterem zatlar bahsimizden hariçtir. Mehmet Kırkıncı
22-Korkma! Ben Kureyş’ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum diyen bir tevazu ve sevecenlikle,
–Vallahi bu yüzde yalan yok! dedirten bir emin ve güvenlikle,
-Savaşın eşiğine gelmiş toplumları anlaştıran bilgece bir hakemlikle
-Geceleri “ümmeti, ümmeti” diye ağlayan bir samimiyet ve hasbilikle,
İslâm’ı çağımızın muhtaç ve müştak gönüllerine yeniden sunmak zorundayız. Zira, yeryüzünün her yerinde “âkil ve selim fıtratlar Müslüman’ların sunacağı temsil ve tebliği, susuz bir çöl yolcusunun suyu beklediği gibi beklemektedir.
23-“E= “MC2 denince akla Einstein gelir. Pekiyi Einstein denince insan ne düşünmeli? Bir denklem değil mi o da MC2 gibi? Tablo mu? Ressam mı? Hangisi daha önce? Evet o büyük dahi, fakat gözlerini, beynini, yaratıp yerleştiren, çalıştıran o değil! İnsanı aldatan ne? Keşif güzel şey, yetenekse değerli;
Fakat suyu akıtmıyor musluk! sadece musluktan su akıyor.” Küçük Şey Yoktur
24- “Namazda birlikte saf tutan Mü’minler, birlikte saf tuttukları Mü’min kardeşinin acıları karşısında saf tutmuyorlarsa, acıları karşısında yalnız bırakılan mümin, saf dışı edilmiş demektir.
Saflarda olmasına rağmen saf dışı edilmiş bir saftır o, saflarda olduğunu zanneden! Ağaç direkler yan, yana dikilince cemaat olmazlar, odun yığınları olurlar. Acıları sevinçleri paylaşmayan insanlarda yan, yana geldiler diye cemaat olmazlar, İnsan yığınları olurlar.”
“Evet, ormandaki ağaçlarda çok kalabalık bir cemaattir ama yanan arkadaşına yardım edemezler, sadece seyrederler.”
25- Elmas ile kömür aynı karbon sayısına sahip. Ancak moleküler yapıları sebebiyle biri elmas diğeri kömür. Kömüre bu yüzden kara elmas denir. İnsanı düşünelim:
Herkes topraktan yaratıldı. Ancak ahlâk, merhamet, vicdan gibi kimyasal bağlar, onun asıl cismini belirler. Prof. Dr. Aziz Sancar
26- “Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.” Said-i Nursi r.h.
27- Bunu bilesin ki, ey amca!
Güneş’i sağ elime, Ay’ı da sol elime verseler, ben yine bu dinden, bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah, bu dini hâkim kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm.
Peygamber Efendimiz Ahmed-i Mahmud-u Muhmammed Mustafa (s.a.v)