Tolstoy’un Sulh ve Harp isimli eserinde romanın kahramanı vurulur ve yere düşer. Her zaman kafa gözüyle gördüğü güneşi ve semayı bu sefer gönül gözüyle görür.
“Hiçbir şeyin farkına varmadan yaşıyoruz, unutturuyor yıldızları lambalar.”
Akıl göze emir verse, göz bütün kâinatı tenkit nazarıyla tarasa kendisini gönderen münekkid akla:
–“Beyhude dolandım, boşa yoruldum, bir eksiklik göremedim diyerek aczini izhar edecektir.”
Basar sanatı, basiret sanatkârı görür.
Göz sanatı görür, akıl gözü sanatkârı görür.
Güneşe bakıp da rabbini göremeyen göz,
Rabbinin güneşi tarafından köz edilir köz.
“Kudret fırçasının harika işlevini anlamak istiyorsa insan, karanlık dar bir yerde resim yapmalı ressam.”
“…Sizi bebek olarak dünyaya getiren O’dur.” (Mü’min Suresi, 67).
Bu kadar güzellikleri görmemize mâni olan hastalığın adı:
Ülfet hastalığıdır.
Bir şeyin âlemimizde sıradanlaşması, sanki mecburen öyle olması gerekiyor.
Güneşe, aya, yıldızlara hayranlıkla bakmayan gözler, lambaya ve onun mucidine hayranlıkla bakıyor.
Dikkat: Cennetin kapıları fotoselle açılmıyor. Allah Azze ve Celle’nin rızasıyla açılıyor.
Ey akıl lütfen düşün ve idrak et!
“Günde 23.040 defa nefes alıp veririz. Bir nefesin ardından hemen öbür nefes gelir, yani insan tam ölüyorken dirilir.
Kalp ise günde 103.389 defa atar, durup dinlenmeden vücuda kan pompalar, günde 6000 litreye ulaşır toplam miktar.
Normal bir insan vücudunda her saniye 8 milyon hücre ölür, aynı anda o kadar hücre yeniden yaratılır.
İnsan beyni 10 milyar sinir hücresini kapsar. Bu hücrelerin her biri diğer hücrelerle 25.000 bağlantı kurar.
Bir insanın kan damarlarının uzunluğu 80.000 km’dir.
İçimizde nehirler akıyor, labaratuarlar kurulmuş, fabrikalar motorlar çalışıyor. Vücudumuz ne yapacağını dünyanın bütün bilim adamlarından daha iyi biliyor. Bütün bunlara bana ne diyebilir mi insan?
Farkında olmadığı bir gizi içinde ömür boyu gezdiren insan tanıyor mu kendini?
Güneşi sistemleriyle beraber, evreni sistemleriyle beraber insanın etrafında döndüren, makro âlemden mikro âleme bütün sistemleri insanın etrafında harıl, harıl çalıştıran yeryüzünü bin bir lezzetle donatıp insanın emrine sunan bu kudret ve hikmet dolu irade kimdir ve insandan ne istiyor diye düşünmez mi insan?”
“Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir (Mülk Suresi, 3-4).
Gökyüzünü ve yeryüzünü bize yar kılan Yarın sözü mesajı nedir acaba?
Muhakkak ki ben insanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56).
Bu kadar güzellikleri sunan iradeye teşekkür etmeyen insana insan denir mi?
Denmez tabi. Ne denir peki?
Konuşan kursak. Yani tuvaletiyle sofrası arasında uzanan bir pvc borusu olur insan.
Nereye gidiyorsunuz, bu gidiş nereye? (Tekvir Suresi, 26).
Her insan ya sonuna ya sonsuzluğuna koşar.
Seçim insanın elindedir.
Hayat kimseyi asla cahil bırakmaz ya indirimli tarifeden ya da gecikmeli tarifeden öğretir.
Kâşif, insanın en büyük keşfi, içindeki gizlenen gizden yola çıkarak, hayatın gizini bulmaktır.
Kâşif insanın en büyük keşfi, insanı yeniden keşfetmek olacaktır.
Çünkü insan, hiç olmadığı kadar kendinden ayrı düşmüştür.
Şirk imanın, riya amellerin, ülfet hayretin ve ilişkilerin kanseridir.
Ülfet kişinin,
İbadetlere karşı gayretini,
Harikalara karşı hayretini,
İlişkilerde samimiyetini öldüren bir hastalıktır.