Müseylemetü’l Kezzab, yalancı peygamberliğini ilan edince, hemşerisi olan Talha en-Nemirî, onun yanına gelir. İkisi de Benî Hanife kabilesine mensuptur. Fakat Talha en-Nemirî müslümandır, sahabidir. Talha ile Müseyleme arasında şöyle bir konuşma geçer:

-“Sen peygamberliğini ilan etmişsin, öyle mi?

-Evet, ben peygamberim.

-Vahiy de alıyor musun?

-Evet alıyorum.

-Sana vahyi kim getiriyor?

-Rahman adında bir melek getiriyor.

-Ben şahitlik ederim ki, sen yalancısın ve peygamber filan değilsin. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed doğrudur ve peygamberdir. Ama benim için Kureyş’in doğrusundan, Benî Hanife kabilesinin yalancısı tercihe şayandır, artık senin yanındayım diyerek irtidat etmiştir.

Evet, dün kabile asabiyeti vardı. Bugün de grup ve cemaat asabiyeti vardır. “Benim cemaatimin hocası ne söylediyse doğrudur” anlayışı hâkimdir.

Bu da neticede haşhâşî topluluklar meydana getirmektedir.