Necip Fazıl’dan Muazzam Tespitler

1-Bize kalan aziz borç asırlık zamanlardan;

Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan!

Tanzimatla beraber bizde sahte kahramanlar fabrikası kuruldu ve o fabrikadan domuz sucukları gibi, kangal, kangal sahte kahraman meydana geldi, geldi, geldi…Necip Fazıl /Sahte Kahramanlar

2-İttihat ve Terakki bir baştan öbür başa sahte kahramanlar sirkidir. Ucuz kahramanlık özentisi ve sahtesi iç içe… Ondan sonraki devir malûm… Maddede kurtarılan milletin ruhta batırılışı… Necip Fazıl/Sahte Kahramanlar

3-“Şeriat o füze rampasıdır ki, o rampa marifetiyle ve onun âletleriyle fezaya fırlatılmadan sonsuzluğa ermenin çaresi mevcut değildir. Tasavvufu tek başına dinin esası kabul edenler, tasavvufu dinin “mebnâ-temeli” bilenler, şeriatı reddedenlerdir. Küfürdür nasipleri bu adamların…Bu adamların yaptıkları hokkabazlıktır zaten…Sahte velilerin çoğu bunlardandır.”

4-Gelelim kâinat yapısına:
Bu kâinat yapısında karşımıza en büyük tecelli olarak zaman çıkıyor. Zaman!.. Ne müthiş bir şey: Allah’ın azametine ne müthiş delil… Bir ağ gibi, Allah zamanı üzerimize atmış., Her şeyin üstünde zaman, her şeyin!.. Mesela İbn-i Sina ışığı zamanın dışında farz ederdi.

Halbuki bugün ispat edilmiş bulunuyor ki, ışık bir saniyede 300000 kilometre hızla akıyor. O da zamanî.. Zamanın dışında hiçbir şey yok, bir şey var içimizde zamanın dışına tırmanmak isteyen…Zamana sığmayan bir şey var insanda, o da ruh! Çünkü o zamansızlık aleminin hatıralarını taşıyor. Fakat biz farkında değiliz.

5-Merhamet hiçbir şeyin kendisi değil, su gibi, toprak gibi, hava gibi, ateş gibi, her şeyin temeli… Onu getirin, kuracağı iklimde iyi’nin ölü bitkileri dirilsin, kötünün de diri bitkileri ölsün.

6-Gidin, akşamları, yamru yumru evlerin yılankavi sınırladığı kuytu malhallelerde dolaşın; oralarda sokak ortalarında ağlayan çocuklar göreceksiniz, onlardan ağlamayı öğrenin! Hastahane önlerinde, adliye koridorlarında, hapishane kapılarında, yazıhane eşiklerinde, maden kuyularında, tarla hendeklerinde… Daha nerelerde, nerelerde? Kansızlıktan kurumuş bir insanlık kaynaşıyor. Seyredin ve ağlamayı öğrenin! Bit pazarına uğrayın, oralarda yerlere serilen eşyaya bakın; ölen çocuğunun minicik kazağını satmaya gelenle, bunu düşürmeye bakanın edalarına dikkat edin; ağlamayı öğrenin!

7-İnsan bir mesut zalim, insan bir mağrur cahil; Tekne kırık, su azgın ve kayıplarda sahil…

8-Ceylanları su başında ney çalarak vurduklarını bilmez misiniz? Bu ele avuca siğmaz hayvan ney sesini duyunca ağaçların arasından ağır ağır ilerler, su kenarında yere oturur ve dünyanın en güzel gözleriyle hüngür hüngür ağlamaya başlarmış. Pusudaki avcılar tüfeklerini o asil hayvana çeviriler, rahatça nişan alır ve hep birden patlatırlarmış. Duman kadar çevik hayvan bir taş parçası gibi olduğu yerde kalıverirmiş.

9-Yok! Diyenlere bir sözüm var! Siz bana gerçekten yok olan bir şeyi gösterebilir misiniz ki yok’u ispat edebileceksiniz? Gösterebilecek olsanız zaten o şey yok değil, var olur. Gösteremeyince de yok demeye imkânınız kalmaz! Allah’a yok diyebilmeniz ayrıca ispat ediyor ki, o “var” in ta kendisi, “yok’un da yaratıcısı…

Necip FAZIL (r.h.)