Ateist Profesör Sami Zanın İslam’la Şereflenmesi

“Benim talebeliğimde Anatomi Profesörü Sami Zan diye bir arkadaşım vardı. Makamı Cennet olsun. Bu arkadaş Anatomi Profesörü. Bakın size hikayesini anlatayım…

Sami Zan burada Haydarpaşa Lisesinde okurmuş. Haydarpaşa Lisesinde daha ateist. Kur’an ezberleniyor da Nutuk niye ezberlenmiyor ben Hafız-ı Nutuk olacağım dermiş.

Buna derlermiş Atatürk Sami. Lakabı da bu. Hiçbir şeye inanmıyor. Tam Kemal Paşanın arzu ettiği bir genç.

Üniversiteye geliyor, Tıp Fakültesini okuyor, Tıp Fakültesine asistan oluyor. Ne Allah’a inanıyor ne Peygambere inanıyor, hiçbir şeye inanmıyor. Bana kendi anlattığını size söylüyorum. Hiçbir şeye inanmıyor. Ateist tamamen.

Cesetlerin başında ders veriyor. Tam bir ateist mantığıyla:

-İnsanda ruh varmış, hani neresinde var, bak kesiyoruz doğruyoruz bir şey yok, böbreği var, tamam görüyorsun kalbi var, hani ruh? Böyle ateizm propagandası yapıyormuş.

Dinsizlik propagandası yaparken, bu bir rüya görüyor. Rüyada birisi ona diyor ki:
-Sami örfi idarenin kalktığı gece bir ölüm tehlikesi geçireceksin.

Diyor ki:
-Ne rüyaya inanıyorum ne dine inanıyorum ama işin içine ölüm girince bir sıkıntı bastı bana.

Üstelik de sene 1950. Hürriyetler genişletilmiş demokrat parti iktidara gelmiş. Örfi idarelik hiçbir iş yok. Bir müddet sıkıldım sonra dedim ki ya işte şeytani bir şey girdi rüyama geldi, attım kafamdan.

Vakta ki 6-7 Eylül hadiseleri oldu. İstanbul’da örfi idare ilan edildi, Rüyam aklıma geldi. Ulan bu olmasın…

Kendi anlattığını söyleyeyim… Sezar senatoya girerken diyor bir meczup:

-Sezar Martın 14’ünden kork demiş.

Sezar ona bakmış ki kılığı kıyafeti perişan bir adam. Gülmüş, yürümüş gitmiş.

Mart’ın 14’ünde bir daha senatoya girerken kapıdaki kalabalık arasında bunu görmüş. Gitmiş yanına:

-Babalık Mart’ın 14 ü geldi demiş hani?

-Geldi ama Sezar geçmedi demiş.

Sezar içeri girmiş suikastle öldürülmüş.

Aynen bunun gibi örf idare geldi ama kalkacağı gece vardı rüyamda. Aman bu örfi idare bitmesin diye Allah’a yalvaracağım ama Allah’a inanmıyorum diyor. Neyse son günü 3 ay daha uzatıldı. Ömrüm uzamış gibi sevindim!

Ama Arapların bir sözü vardır:

Külli atin garip. Her gelecek yakındır.

Nihayet o da geldi. Son günü evden çıktım. Bir trafik kazası mı olacak, bir yerden başıma bir şey mi düşecek korka korka üniversiteye geldim. Dersimi verdim. Yine ölülerin başında biçtik, içtik falan geri dönüyorum gene korka, korka trafik kazası mı vesaire eve gittim bir şey yok. Ya bu vehimmiş dedim, vehimmiş dedim.

Kış… Hanım ben yatayım uykuda tamamlayayım bugünü (geldi ama geçmedi dedi ya) şu günü tamamlayayım dedim.

Yatağa girdim uyudum. Birisi sanki kalbime bir bıçak sokuyor da büküyor… Bir feryat ile uyandım…

-Hanım saat kaç?

-12’ye 5 var

-Tü Allah cezasını versin.

Yerde yarım metre kar var. Pijama ile sokağa düştüm. Yarım saat karın altında bekledim. Üstü açık bir kamyona hastane diye bindim.

Üstümde 10 santim KAN birikti, hastaneye gelene kadar. 2 ay kıpırdamadan yattım. Ben anatomi profesörüyüm diyor. Bir hücre insan vücudunda şu trilyonlarla hücreden bir hücre 4 saniye taze kan almasa ölür!

Kalp hastalığı nedir bilir misiniz? Kalbi besleyen kan damarlarından birinin tıkanmasıyla, o damarın beslediği kalp hücrelerinin 4 saniyeden fazla taze kan alamaması dolayısıyla ölmesi pompalamayı yapamaması.

Kan pompalayıp da tıkanan damar ne kadar umumi bir damarsa, tehlike o kadar büyüktür. Ta’li bir damarsa kalp gene çalışır, yavaş çalışır. Diyor ki: Ben talebeye diyordum ki 4 saniye taze kan almadan yaşayabilir insan vücudundaki hücreler.

Ben şeye bakıyorum, kriz geçiriyorum. Hastanede kriz geçiriyorum alet başımın üstünde ne 4 saniyesi 14 saniye kriz geçiriyorum ölmedim. Benim ilmim iflas etti. Bunu böyle okutuyordum. Ölmedim.

Dedim ki:

Ya Rabbi varsın, birsin, haksın. Bana hayatımı bağışla. Ben bu hayatı senin yolunda harcayacağım.

Hastanede Mü’min oldum. Çıktım, tahliye edildim. Eve gitmeden camiye gittim. Hocayı sordum, meşrutayı tarif ettiler.

Diyor ki:

Allah sizi inandırsın mahallemdeki camiyi bilmiyordum. Sokakta çocuklara sorarak gittim bir mescit.

-Hoca efendi bize kadar gelir misin bir zahmet dedim. O da zannetti ki hasta var okunacak.

Hemen giyindi geldi. Eve gittik hanım da diyor sobayı yakmış. Kütüphane odasına onu aldım. Dedim ki:

-Hocam ben çok cahilim. Adam etraftaki kitaplara baktı estağfurullah dedi. Doçent olmuşum estağfurullah dedi.

-Evet ben bazı şeyler biliyorum ama asıl bilinecek olanı bilmiyorum. Allah’ı bilmiyorum, Allah’ın kitabını bilmiyorum. Allah aşkına küçük bir talebe gibi beni sıfırdan yetiştir.

İşimi gücümü bıraktım, Kur’an öğrendim. İlmihal okudum namaza başladım. Allah bana bir musibetten bir kurtuluş kapısı açtı. Şükürden acizim.

Şimdi ne anlatıyorum biliyor musunuz o ölülerin başında… Bu adam da sizin gibiydi. Doktora muayeneye gitti. Orasını tutsa utanır, burasını tutsa ay der gıdıklanır. Bak eviriyoruz, çeviriyoruz, kesiyoruz, biçiyoruz. Hiç itirazı yok. Her şey meydanda.

Demek ki bundan bir şey eksildi. O eksilen şey olmasaydı, bu hayattayken nasıl doktora bile müsaade etmiyordu ki oramı elleme, buramı elleme şimdi ise kesiyoruz, biçiyoruz hiç sesi çıkmıyor.

Başımda iki tane profesör var ikisi de mason. Talebe çıkmıyor, dini hikayeler öğrendim. Anlatıyorum vaiz oldum ölülerin başında. Hocalar merak ettiler, geldiler kapıdan dinlediler, baktılar dini sohbet yapıyorum. Talebe gitmiyor. Çağırdılar beni.

Dediler ki:

-Sami kalp hastası geçirenler de böyle şeyler oluyor. Sen kafayı değiştirdin. Bu kafayı bırak. Eski yoluna eski hüviyetine dön. Senin profesör yapmayız.

-İsterseniz yapın, ben doçent olarak konuşuyorum ya, beni Allah profesör yapar dedim.

İşe bakın kurucu meclisi oldu. Zeki Zeren kürsü şefi oraya alındı. Kaldı başımda bir profesör, 6 ay sonra da o öldü. Kendi kendimi profesör yaptım. Sen, Allah’ın dinine yardım edersen, ayet böyledir, Allah da sana yardım eder.

Bakın size bir şey söyleyeyim bu tarzda insanların İslam’a, imana gelmesi bir bardağın taşmasına benzer.

Nasıl Hz. Ömer Peygamber aleyhisselatü vesselamı öldürmek üzere yola girmişken hidayete erdi. Böyle tecelliler İslam’ın galebe anının yaklaştığına delildir.

Şimdi meyhanede olanlar var ya, çoğu oraya teaddi stajına gitmiştir. Haberi yoktur. Teaddi yani kavga, mücadele, öfke o stajı tamamladıktan sonra Allah bir sebep halk eder. Onlar İslam’a döner.

Anadan babadan Müslüman doğanlar var ya, Tanzimattan beri ezilmişler; ürkek Fadime abla, vur başına, al elinden ekmeğini.

Ben bu sebeple ülkücüleri çok takdir ettim. Ya siz bu enerjiyi İslam adına yaşayın bütün mevcudiyetimle sizinle beraberim dedim. Çünkü İslâm teaddi dinidir. Pasif bir din değildir.

Hristiyanlıkta bir yanağına vurdular çevir öbürünü.  Ulan herif ona da vurur, ona da vurur! Hele bu zamanda. Sana bir tokat mı vurdu, sen de bir tokat vur. Ama dikkat et iki vurma, bu sefer sen zalim olursun.

İslam dini dirilik dinidir, hayat dinidir…”

Merhum Üstat Kadir MISIROĞLU r.h.

Ruhu için el-Fatiha!