Kültürümüzde Öğretmene Verilen Değer

1-Ertuğrul Beyin Şeyh Edebali’ye Saygısı

Bak Oğul! Beni incit, Şeyh Edebali’yi incitme! O, bizim aşîretimizin mâneviyat güneşidir. Terâzîsi dirhem şaşmaz!

Bana karşı gel, O’na karşı gelme! Bana karşı gelirsen üzülür, incinirim; O’na karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz olur, baksa da görmez olur!

Sözümüz Edebali için değil, senceğiz içindir! Bu dediklerimi vasiyetim say!..”

2-Fatih Sultan Mehmed’in Hocasına Saygısı

29 Mayıs 1453 sabahı son hücum emri ile birlikte İstanbul Osmanlı’ya teslim olmuştu. Fatih, hocası Akşemsettin Hazretleri ile birlikte, coşkulu bir törenle İstanbul’a giriyordu.

Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş, genç Fatih’i selamlıyor, üzerine çiçekler atarak onu tebrik ediyorlardı.

Hatta Fatih İstanbul’a girerken, yer yer Bizans halkı öndeki “Akşemsettin”i padişah zannediyor, Akşemsettin “hükümdar arkada” işaretini yapınca, Fatih de edep, terbiye ve inceliği ile, şöyle karşılık veriyordu:

-Evet, hükümdar benim, lâkin o da benim Hocam’dır!

Sultan Fatih’in Hocasıyla ilgili şu sözü de meşhurdur:

“Bendeki bu sevinci İstanbul’un fethine zannetmeyin. Zamanımda Akşemseddin gibi bir alimin bulunuşuna seviniyorum.”

3-Yavuz Sultan Selim’in Hocasına Saygısı

Mısır seferi, Osmanlı tarihinde bir padişahın katıldığı en uzun süreli sefer-i hümayundur. Mısır fethedilip İstanbul’a dönülürken Adana civarına gelindiğinde ordu şiddetli bir yağmura yakalanır. Ortalık çamur deryasına dönmüştür. O bölgede konaklama kararı verilir.

Ertesi gün yolculuğa devam edilir. Sultan Selim Han, devrinin büyük ilim adamlarından Kemal Paşazade ile sohbet ederek yol almaktadır.

Bir ara Kemal Paşazade’nin atı tökezler ve atın ayağından sıçrayan çamur padişahın kaftanını kirletir. Kemal Paşazade son derece mahcup olmuştur.

Yavuz Sultan Selim, bu büyük ilim adamını mahcup etmemek için hizmetçilerine der ki:

–Bana yeni bir kaftan getirin ve bu elbisemin üzerindeki çamurları da sakın temizlemeyin! Âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur, bizim için kıymetlidir. Ben öldüğüm zaman bu kaftanımı, sandukamın üzerine örtersiniz.

4-Sultan Birinci Ahmed’in Hocasına Saygısı

Sultân birinci Ahmed Han, Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’ne müstesnâ bir hürmet gösterir ve ikrâmda kusûr etmezdi.

Bir gün Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ile sarayda sohbet ediyordu. Bir ara abdest tazelemek isteyen Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri için ibrik ve leğen getirdiler. 

Pâdişâh, hocasına hürmeten ibriği eline aldı ve abdest suyunu kendisi döktü. Sultân Ahmed Han’ın annesi de kafes arkasında havluyu hazırlamıştı. Vâlide Sultân bir ara kalbinden:

“Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin bir kerâmetini görseydim!” diye geçirmişti.

Bunun üzerine Mahmûd Hüdâyî, Vâlide Sultân’ın gönlünden geçenlere vâkıf olarak:

“-Hayret, bâzıları bizden kerâmet arzu ederler. Halîfe-i rûy-i zemînin elimize su dökmesi ve muhterem vâlidelerinin havlu hazırlamasından daha büyük kerâmet mi olur?” buyurdu.

ALINTI