Çöpçü!

Tarihi mescidin kapısı yavaşça açıldı. Mescidin emektar imamı Nazif Hoca, elinde süpürge ve kürekle dışarı çıktı. Toz kaldırmamaya özen göstererek, kapı önünü yavaş, yavaş süpürmeye başladı. Çöpleri itina ile süpürüyor; küreğe doldurarak, merdivenlerin başındaki, büyük çöp bidonuna boşaltıyordu.

Nazif Hoca kapı önünü iyice süpürdükten sonra, merdivenlere yöneldi. Bir yandan süpürüyor, bir yandan da derin, derin düşünüyordu:

–Acaba bir insan mabedinin kapısına neden tükürür? Mabedin merdivenlerine neden sigara izmariti atar? Mescidin bahçesine neden içki şişesi atar? İnsanların yürüdüğü kaldırımlara neden sümkürür?

Öğrenciler, çevre konusunda bu kadar bilgi sahibi olmalarına rağmen, çikolata jelatinlerini, kuruyemiş kabuklarını ve diğer çöpleri neden sokağa atarlar? Hemen iki adım ötedeki çöp konteynırına atmaya neden üşenirler?

Saygılı ve tatlı bir ses Nazif Hoca’yı daldığı düşünce dünyasından ayırdı:

–Selamünaleyküm hocam, kolay gelsin.

Hocam siz hiç boş durmaz mısınız? Bende geliyorum hemen.

Nazif hoca bu sesi tanıdı. Mescidin karşısında oturan vefakâr öğretmen, Ahmet bey’di. Nazif hoca, Ahmet öğretmen’i çocukluğundan beri tanırdı. Daha ilkokul öğrencisiyken, onunla tanışmış, sonra da dost olmuşlardı. Ahmet öğretmen, yıllardır Nazif hoca’ya hem talebelik hem evlatlık yapmıştı.

Öğretmen olduktan sonra, hocasını yalnız bırakmamış, tarihi mescidin yanında bir ev alarak, buraya yerleşmişti. Pencereden, hocasının temizlik yaptığını görmüş, süpürge ve kürek alarak, hocasına yardım etmeye gelmişti.

Nazif Hoca başını kaldırdı, vefakâr öğrencisine gülümseyerek:

–Aleykümselâm Ahmet! Allah senden razı olsun. Sende biliyorsun ki Allah, temizliği ve temizlenenleri sever. Temizlik bir şereftir. Biz hem mescidimizi hem de yeryüzü mescidini temizliyoruz.

Hocam, çocukluğum bu mescidin etrafında geçti. Halen de buradayım. Bu güzide mekânı, bir türlü temiz tutamıyoruz. Bugün temizliyoruz ama bir gün sonra etraf yine çöplük olmuş. İnsanımız bunu neden anlamıyor, neden dikkat etmiyor?

Nazif hoca derin bir ah çekti… Yüzündeki tebessüm kaybolmuş, yerini kocaman bir hüzne bırakmıştı. Derin çizgilerle dolu yüzü, ıstırapla gerildi. Sesinden çok üzgün olduğu anlaşılıyordu:

–Sevgili Ahmet! Biraz önce, ben de bu konuları düşünüyordum. Gerçi, yıllardır düşünüyoruz. Sende biliyorsun ki, her insanın öncelikleri vardır. İnsanımız temizliği bir öncelik olarak görmüyor. Bu konuyu ciddiye almıyor.

Arabasına atılan bir tükürük için, gök gibi gürlüyor, ama çocuklarının oyun oynadığı sokakların çöplüğe dönüşmesi karşısında, inlemiyor bile.

Temizliğin bir medeniyet olduğu, bir uygarlık olduğu, bir değer yargısı olarak yerleşmiş değil. Bu konuda bilgi sahibi olmak yetmiyor. Adam çevre konusunda son derece bilgili, ama uygulamada cahil bir insan gibi davranıyor.

Ahmet Öğretmen:

–Haklısınız hocam, hatırlıyor musunuz? Bir seferinde biz Mescidin önünü temizlerken, iri yarı bir adam, gözlerimizin içine baka, baka mescidin önüne sümkürmüştü. O zaman siz bir peçete uzatarak:

Beyefendi kimliğinizi düşürdünüz, lütfen alınız demiştiniz.

Adam:

–Ben üniversite mezunuyum, benimle böyle konuşamazsın, diyerek, üzerimize yürümüştü. Ama sıkıyı görünce de arkasına bakmadan uzaklaşmıştı.

Nazif Hoca gülümsedi:

–Evet Ahmed’im…

Adam hem mescidin önünü, hem de yeryüzü mescidini kirletti. İki mescidin de yüzüne sümkürdü. Kirli davranışının üstüne bir de efelenmesi yok mu? İşte bu davranışı, gönlünün de ne kadar kirlendiğini gösteriyor. Böyle yüzlerce olay yaşadım ben. Olay sadece bizim mescidin önü değil.

Allah’u Teala, yeryüzünü Müslüman’lar için mescit kılmıştır. Bir Müslüman yeryüzünü mescit olarak kabul etse, asla yere tükürmez ve çöp atmaz.

Çevre, insanın çehresidir. Çevreye tüküren hem kendi yüzüne hem de binlerce insanın yüzüne tükürmüş olur. Ayrıca bu bir kul hakkıdır. Binlerce insanla helalleşmek gerekir. İşin bir boyutu budur.

Bir başka boyutuna gelecek olursak; aynı bilgileri bilmek, her insanda aynı duyguları uyandırmıyor. Bir bilginin duyguya dönüşmesi çok önemlidir. Duyguya dönüşmeyen bilgi, cd’lerde, kitaplarda da var.

İnsanda duygu uyandırmayan bilgiler, taşıyıcılarını bilgi hamalına dönüştürüyor. Kişiye düşen şey, o bilgiyi içselleştirerek, duyguya dönüştürmek.

–Hocam, bilginin duyguya dönüşmesi ne demek, tam anlayamadım, açıklar mısınız?

–Sevgili Ahmet, biliyorsun yıllarca yurt dışında görev yaptım. Orada bizim insanımız yere tükürmez, yere çöp atmaz ve kırmızı ışıkta mutlaka durur. Çünkü bu şekilde davranmazsa ceza göreceğini bilir.

Ama ülkemize geldiğinde, yine çöp atar; fırsatını buldu mu yine kırmızı ışıkta geçer, yine yere tükürür. Çünkü bu tür insanların gönlüne temizlik; bir erdem, bir duygu olarak yerleşmemiştir.

Bu insanlar temizlik bilgilerini, temizlik duygusuna dönüştürmeyi başarabilselerdi, hiçbir otorite olmadan, bir erdem olarak, bir fazilet olarak, bir ibadet olarak, çevreyi temiz tutar ve kirletmezlerdi. Yani temizleme duygusu, onları rahat bırakmayacaktı.

Duvardaki leke kişide temizleme hissi uyandırmıyorsa, o bilgiler duyguya dönüşmemiştir. Temizlik bilgisi var, ama temizleme duygusu yoktur. Çünkü bu duygu hiç uyanmamıştır.

Nazif Hoca burada sustu. Sözlerinin tesirini ölçercesine, vefakâr öğrencisini süzüyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra, kelimelerin üzerine basa basa konuştu:

Biz Müslümanlar mezardaki küçücük bir eğriliği bile “göze zararı vardır” diye düzelttiren bir Peygamberin (s.a.v) ümmetiyiz.

Ne acıdır ki, O’nun evrensel öğretilerini bir türlü anlayamadık. Düşünsene, Kutlu Doğum Haftasında Peygamber Efendimizi (s.a.v) anlama etkinlikleri düzenleniyor ve çevre atıklarla doluyor. Her taraf çöplüğe dönüşüyor.

Bunu yapan insanlar salonda hüngür, hüngür ağlayan insanlar. Hem ağlıyorlar, hem de çevreyi kirletiyorlar? Bu ne büyük bir çelişkidir.

Eğer bizler O’nu (s.a.v) anlasaydık, ecdadımızın at nallarıyla tozuttuğu Avrupa topraklarını, bugün çöp süpürgeleriyle süpürmek zorunda kalmazdık.

Kendi ülkemizi kocaman bir çöplüğe dönüştürüyoruz, sonra da kalkıyoruz para karşılığında, Batı’nın çöplerini temizliyoruz. Batı, sokaklarını temizleyen, kapısında işçi olarak çalışan, tuvaletini temizleyen bir millete ne kadar değer verir?

İşin en acı tarafı, orada temizlikçi olarak çalışan insanımız, yurda dönünce, kendi sokağını aynı şekilde temizlemez. Temizlikten gocunur.

Sana soruyorum Ahmet’im, temizlikten utanan, kirletmekten hayâ etmeyen, pislikten, pis kokulardan rahatsız olmayan, pisliği kanıksayan, pisliği gözüne, gönlüne sindirmiş bir toplumu, kirli bir toplumu, diğer toplumlar örnek olarak alır mı?

Ahmet Öğretmen:

–Ah hocam ah! çok doğru söylüyorsunuz, bu bizim kanayan büyük bir yaramız. Kirli sokaklar, kirli caddeler nezahetimizi kirletiyor ve insanı ister istemez geriyor.

Pis ve kirli manzaraların, psikolojimiz üzerinde, olumsuz tesirleri var muhterem hocam. Dağınık ve kirli manzaralar insanı geriyor. Farkında olmadan kendimizi kasıyoruz. Öyle değil mi?

Nazif Hoca acı, acı güldü:

–Evet Ahmet’im aynen öyle, hani tarihte okutulur ya, mağara adamı diye. Aslında her insanın içinde, kendinden bile sakladığı bir mağara adamı vardır. Önemli olan içimizdeki mağara adamından kurtulabilmektir.

İnsan nereye giderse gitsin, o mağara adamını da beraberinde götürüyor. Kirli sokaklardan, kirli çevreden bunalıyoruz. Biraz rahatlamak, biraz temiz nefes almak için; ormanlara, piknik alanlarına, parklara gidiyoruz. Ama mağara adamı gittiği her yere, mağarasını da götürüyor…

Mağara adamı; ormanları, piknik alanlarını, park ve bahçeleri kısaca gittiği her yeri, kirletiyor.

Mağara adamı, Kâbe’ye gitse bile yapacağını yapıyor. Binlerce insanın gözü önünde, Kâbe’nin etrafını kirletiyor, yerlere tükürüyor.

Mağara adamı, üç dil bilen, diplomalı ve kariyer sahibi biri de olabilir. İnan bana bir sigara zevki için, on binlerce hektarlık ormanı yakabilir. Orman yanarken, ormanın içindeki taşlardan yaşlar akar, sular dökülür.

Ama mağara adamının kalbi taşlardan da katıdır. Bir damla gözyaşı dökmez. Önemli olan put haline getirdiği zevkidir. Sigarasını içtiyse, mutlu olduysa, gerisi umurunda bile değildir. Üstüne birde avurtlarını şişire, şişire konuşur:

–“Ben bu vatan için ölürüm!” diye.

Ahmet Öğretmen:

–Hocam şimdi daha iyi anlıyorum… Zaten duyguları çöplük haline gelmiş bir insanın, çevresini çöplüğe dönüştürmesinden daha doğal ne olabilir? Yani hocam bir insan gönlünü çöplüğe dönüştürmeden, çevresini çöplüğe çevirmez.

Biz önce çöplük haline gelen sokakları değil, çöplük haline gelen insan duygularını temizlemeliyiz. Çevre kirlenmesiyle değil, duygu kirlenmesiyle mücadele etmeliyiz.

Nazif hoca, Ahmet öğretmenle bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da mescidin çevresini ve bahçe içini süpürüyordu. Ahmet Öğretmen de toplanan çöpleri bidonlara dolduruyordu. Bir saat süren temizlik sonunda, etraf pırıl, pırıl olmuştu. Çöp bidonlarını, bahçenin giriş kapısı önüne itina ile taşıdılar. Artık çöp arabasının gelmesini bekliyorlardı.

* * *

On dakika sonra çöp arabası, tarihi mescidin bulunduğu sokağa girmişti. Görevliler yol kenarındaki çöp bidonlarını birer, birer arabaya boşaltıyorlardı. Yerlere gelişi güzel atılmış çöpleri, süpürüyor, topluyor ve el kürekleriyle arabaya boşaltıyorlardı. Onlar çöpleri boşaltırken, bazen apartmanın yukarısından gelen bir ses çalışmalarını bölüyordu:

–Heyyy Çöpçüüü! baksana, Şu kovayı boşaltıver!

Bazı üşengeç kadınlar, apartmanın yukarısından çöp kovasını ipe bağlayıp, aşağı sarkıtıyorlar ve görevlinin gelip alması için sesleniyorlardı:

–Hey çöpçüüü!

Şu kovayı alır mısın, tekrar ipe bağlamayı unutma olur mu, çöpçüüü!

Görevlilerin yüzünde yorgun ve bıkkın bir hal vardı. Çok mutsuz görünüyorlardı.

Görevliler tarihi mescide iyice yaklaşmışlardı… Nazif Hoca görevlilere doğru birkaç adım yürüdü ve gayet tatlı bir ses tonuyla:

–Selamünaleyküm, beyefendi kolay gelsin, hayırlı çalışmalar dilerim. Bahçenin içinde biriken çöpleri kapıya doğru yığdık. Bidonlarımız almadı. Ayrıca birkaç çöp bidonumuz daha var. Rica etsem, arabayı şöyle kapıya doğru yaklaştırmanız mümkün mü, diye sordu.

Görevlilerden hiçbir ses çıkmadı. İkisi de ellerindeki küreklere dayanmışlar aval, aval Nazif Hoca’ya bakıyorlardı. Yüzlerinde, sanki uzaylı birini görmüş gibi, dehşet ve hayret ifadesi vardı.

Nazif Hoca, sözlerinin, çevre gürültüsünden dolayı anlaşılmamış olabileceğini düşündü. Bir adım daha yaklaşarak, sözlerini tekrarladı:

–Selamünaleyküm, beyefendi kolay gelsin, Hayırlı çalışmalar dilerim. Bahçenin içinde biriken çöpleri kapıya doğru yığdık. Bidonlarımız almadı. Ayrıca birkaç çöp bidonumuzda var. Rica etsem, arabayı şöyle kapıya doğru, yaklaştırmanız mümkün mü?

Görevlilerden, iri yarı ve uzun boylu olanı, Nazif Hoca’ya iyice yaklaştı. Nefesi adeta Nazif Hoca’nın yüzünü yalıyordu. Gergin bir ses tonuyla:

–Aleykümselâm Hocam, ilkin selam verdin, onu anladım, selamdan sonra kullandığın ilk kelimeyi tekrar söyler misin, onu anlayamadım, ne demiştin?

Nazif Hoca güngörmüş bir insandı. Tam bir hayat adamıydı. Temizlik görevlisinin kendisine bir şeyler söylemek istediğini hissetti. Sesine en tatlı tonunu vererek:

–Evet, sana ilk önce selam vermiştim, sonra da “Beyefendi mümkünse arabayı şuraya yaklaştırır mısınız?” demiştim, dedi.

Ortalığa derin bir sessizlik çökmüştü. Uzun boylu, iri yarı temizlik görevlisi, elindeki küreği kenara bıraktı ve bir anda Nazif Hoca’nın boynuna sarıldı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da konuşmaya çalışıyordu:

–Hocam, sevgili hocam!..

Benim adım Gökberk. 25 yıllık temizlik işçisiyim. Ben 25 sene boyunca, her gün, akşama kadar “Çöpçü” diye çağrıldım. “Çöpçü” gel, “Çöpçü” git. “Çöpçü” aşağı, “Çöpçü” yukarı. Kulaklarım “Çöpçü” kelimesiyle çınlıyor.

Bugüne kadar bana; “Beyefendi” diye hitabeden ilk kişi, sensin hocam. Karım da adımı söylemese, neredeyse adımı unutacağım. Oğlumla okulda alay ediyorlar, “Çöpçünün Oğlu” diye… Ben televizyonda şiir okudum; adım çöpçü, soyadım küllükçü diye.

Bana bugüne kadar bir Allah’ın kulu, “Beyefendi” diye hitap etmemişti. Emekliliğime iki ay kala, “Beyefendi” kelimesini duydum ya, artık gam yemem. Allah senden razı olsun…

Gökberk bey, o koca adam Nazif hoca’ya sarılmış; hüngür, hüngür ağlıyordu. Manzara gerçekten içler acısıydı. İnsan taş olsa bu manzaraya dayanamaz, böyle bir “Temizlik Kahramanına” saygısızlık edemezdi.

Nazif hoca, Gökberk bey’in nasırlı ellerinden tutarak:

–Sevgili Gökberk Bey, biliyor musun? Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu nasırlı elleri tebrik etmiştir. Kötü meslek yoktur, kötü icra edilen meslek vardır. Sizler, bizim yüz akımızsınız. Sizler bir gün çalışmasanız hayat durur. Sizler temizlik teknisyenlerisiniz. Yerlere atılan çöpleri sizler temizliyorsunuz.

Asıl çöpçü, çöpleri yere atanlar ve çevreyi kirletenlerdir. Çöpü temizleyenler değil, çöpü yere atanlar gerçek çöpçülerdir. Nazif hoca sözlerini henüz tamamlamıştı ki, iki ayrı apartmandan sesler yükseldi:

–Hey çöpçüüü! Şu çöpleri gelip alsana, orada ne dikiliyorsun, çöpçüüü…

Hamiş: Birer temizlik kahramanı olan bütün görevlilerimizin o mübarek ellerinden hürmetle öpüyor, iki cihan saadeti diliyorum. Temizlik kahramanlarımıza ve çevremize karşı daha duyarlı olmamız dileklerimle…