Kızıl ve Kuduz Kafirler-6
Utbe Bin Rebia
Mekke’de görüşüne değer verilen, cömert, hatip ve şair kişilerden biridir.
Ebu süfyanın kayınpederidir.
Hazreti Hamza’nın karnını yarıp ciğerlerini dişleyen hindin babasıdır.
Meşhur sahabi Ebu Huzeyfenin babasıdır.
Utbe b. Rebîa:
Eğer Hilfü’l-fudûl’e katılmam için ailemden ayrılmam gerekseydi bunu hiç çekinmeden yapardım” diyerek Mekke aristokrasisinden farklı bir yaklaşım benimsemişti.
(Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, XVII, 300)
Risâletten önce Kâbe’nin tamiri sırasında Hacerülesved’in içine konulduğu örtüyü tutanlardan biri de Utbe’dir.
Mescid-i Harâm’da arkadaşlarıyla beraber Hz. Ebû Bekir’i öldüresiye dövdüğü rivayet edilmektedir.
(Nûreddin el-Halebî, I, 475-476)
Bedir Savaşı’nda Utbe, savaşa karşı olmakla birlikte Ebû Cehil’in onu ayıplaması üzerine oğlu Velîd ve kardeşi Şeybe ile mübârezeye çıktı.
Onlara karşı ensardan Hâris’in çocukları Avf ve Muavviz ile Abdullah b. Revâha çıktı.
Ancak kendilerinin dengi olan akrabalarıyla çarpışmak istediklerini söylemeleri üzerine Hamza, Ali ve Ubeyde b. Hâris meydana geldi.
Ubeyde Utbe ile, Hamza Şeybe ile, Ali de Velîd ile çarpıştı. Hamza ve Ali rakiplerini öldürdüler; Ubeyde ile Utbe ise birbirlerini yaraladılar.
Hamza ve Ali Ubeyde’ye yardıma giderek Utbe’yi öldürdüler.
Yetmiş yaşında iken katledilen Utbe’nin cesedi Bedir’de öldürülen diğer müşriklerle birlikte kör bir kuyuya atıldı.
Hz. Peygamber’in, Müslümanlara işkence etmesi, İslâm dinine şiddet ve baskı yoluyla karşı koymasıyla tanınan bazı müşriklere beddua ettiğini ve bu bedduasının etkisini gösterdiğini bildiren hadisler vardır.
Bu hadislerin birinde Resûl-i Ekrem, Utbe b. Rebîa’nın da aralarında bulunduğu yedi kişi hakkında beddua etmiş, bunların hepsi Bedir Savaşı sırasında öldürülmüştür
(Müsned, I, 393, 397).
Aynı şekilde Hz. Peygamber, Kâbe’nin yanında secdeye vardığı bir sırada Ukbe b. Ebû Muayt’ın kendisini tâciz etmesi üzerine aralarında Utbe b. Rebîa’nın da bulunduğu Kureyş ileri gelenlerini Allah’a havale etmiştir
(Buhârî, “Cizye”, 21).
Başta Abese sûresi olmak üzere bazı âyetlerin nüzûl sebebinin Utbe’yle ilgili olduğuna dair kayıtlar mevcuttur.
Mukātil b. Süleyman’a göre, “Allah’ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz” âyeti (en-Nûr 24/40) onun hakkında inmiştir.
Zira Câhiliye döneminde dindar göründüğü halde İslâm ortaya çıktıktan sonra iman etmemiştir.
(Kurtubî, XII, 286)
“Onların günah işleyen ve inkârcı olanlarına uyma!” âyetinin de (el-İnsân 76/24) Utbe b. Rebîa ile Velîd b. Mugīre hakkında nâzil olduğu rivayet edilir.
(a.g.e., XIX, 149)
Abdullah bin Mes’ûd (r.a) şöyle anlatır:
Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bir defasında Beyt-i Muazzam’ın yanında namaz kılıyorlardı.
Ebu Cehil ile bazı arkadaşları da oturuyorlardı.
Derken biri, diğerlerine:
-Falancalarda (yeni boğazlanan) devenin döl eşini hanginiz (içindeki pisliğiyle birlikte) getirip secdeye vardığında Muhammed’in sırtına koyar? dedi.
Oradakilerin en şakîsi (kötüsü) koşup getirdi. Bekledi, Nebiyy-i Muhterem Efendimiz (s.a.v) secdeye varınca iki omuzu arasına mübârek sırtının üzerine koydu.
Ben ise hiçbir şey yapamıyor, sadece bakıyordum. Ah, ne olurdu o zaman elimde kuvvet olaydı.
Herifler gülmeye ve eğlenmek için bu işi birbirine isnâd etmeye (veya aşırı gülmekten dolayı birbirlerine doğru eğilmeye) başladılar.
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) ise mübarek başlarını secdeden kaldırmıyorlardı.
Nihâyet Fâtıma (r.a) gelip onu sırtından attı.
Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) mübarek başlarını kaldırdılar. (Namazı tamamladıktan) sonra üç kere:
-İlâhî, Kureyşi sana havâle ederim! diye duâ buyurdular.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in aleyhlerinde böyle dua buyurması onlara pek giran geldi.
Zira o beldede duanın müstecab olduğuna inanıyorlardı.
Ondan sonra Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) birer birer isim sayarak:
-İlâhî, Ebû Cehl’i sana havâle ederim,
Utbe bin Rebîa’yı,
Şeybe bin Rebîa’yı,
Velîd bin Utbe’yi,
Ümeyye bin Halef’i,
Ukbe bin Ebî Muayt’ı sana havâle ederim!» buyurdular.
Yedinciyi de saydılarsa da ismini râvî unutmuştur.
İbn-i Mes’ûd (r.a) şöyle buyurur:
Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin bu saydıkları kimselerin çoğunu Kalib’de yani Bedir çukurunda serilmiş gördüm.
(Buhârî, Vudû’, 69)