Hz. Muaviye’nin Bizans Kralına Yazdığı Mektup:

Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya kitabında bu mektubun hikâyesini anlatır: Hz. Muaviye, Hz. Ali’ye karşı çıkmak üzere harp hazırlıklarıyla meşgul iken, Rum Kayseri’nin Şam’a sefer hazırlığında bulunduğu işitilir. Muaviye orada vali olarak bulunmaktadır. Heraklius Müslümanlar parçalandı, ihtilafa düştü, kuvvetleri zayıfladı mülahazasıyla bu fırsattan istifade etmek istiyor (Başka bir rivayette de Heraklius, Hz. Ali’ye karşı Hz. Muaviye’ye işbirliği teklifinde bulunuyor). İşte bu durumdayken Hz. Muaviye imparatora şu mektubu gönderiyor:

“Ey Rum Kayseri, eğer Şam üzerine gelirsen, sahibimle (Hz Ali) derhal sulh ederim ve onun askerine öncü [komutan] olarak senin üzerine gelirim. Ve Allah’a yemin ederim ki, başkentin olan sisli dumanlı Konstantiniyye şehrini yakıp yıkıp kapkara kömür haline korum ve yerden havuç çekilip koparıldığı gibi seni mülkünden çekip çıkarırım ve sana domuz çobanlığı yaptırırım.”

Mektubun orijinali şöyledir:

“Ey Kayser-i Rum!

Eğer Şam Üzerine Azimetin Tahakkuk ederse Sahibimle Hz. Ali İle derhal Musalaha ederim Sulh yaparım Anlaşırım Muhadenet ederek senin üzerine varırım ve Billah-i Kerim Payitahtın olan Sisli Dumanlı Konstantiniyye İstanbul’u Şehrini Yıkıp Yakıp Kapkara Kömür Haline Getiririm ve Yerden Havuç çekilip koparıldığı gibi seni Mülk’ünden çekip çıkarırım ve seni dağlarda Domuz Çobanı yaparım” (Kısas-ı Enbiya 6.cilt; s287).

Kâ’b İbni Malik Anlatıyor:

Bu ünlü sahabe, herhangi bir mazereti olmadığı halde Tebük gazasına katılamıyor. Sefer Bizans’a karşı tertiplenmiştir. Sefer dönüşü Allah’ın Resulü sefere katılmayanları çağırarak onları muhakeme eder. Münafıklar bahaneler uydurarak kendilerini affettirmenin yolunu bulurlar. Arkadaşları Kâ’b’a da bir bahane dermeyan etmek suretiyle bağışlanabileceği yolunda telkinlerde bulunurlar. Fakat Kâ’b yalan söylemeyi içine sindiremez, doğruyu söyler. Allah’ın Resulü de: “İşte bu doğruyu söyledi, onun hakkında Allah’tan hüküm gelinceye kadar kimse onunla konuşmasın” der. Çetin sınavlarla bir elli gün geçirir Kâ’b… İşte o günlerin birinde Gassân Meliki’nden bir mektup gelir.

Gerisini ondan dinleyelim:

“Günün birinde Medine çarşısında dolaşıyordum, yiyecek satmak üzere gelen Şamlı bir çiftçi ‘Kâ’b ibn Malik’i bana kim gösterir?’ diyordu.

Halk da işaretleriyle beni göstermeye başladılar, adam yanıma gelerek Gassân Meliki’nden getirdiği bir mektubu verdi. Ben okuma yazma bilenlerden olduğum için mektubu açıp okudum. Selamdan sonra şöyle diyordu: ‘Efendinizin size karşı hoş olmayan muamelede bulunduğunu haber aldım, Allah sizi hukukun çiğnendiği ve kıymetin bilinmediği bir yerde bırakmasın, hemen yanımıza gel size ikram ederiz.’

Mektubu okuyunca bu da başka bir beladır dedim, hemen onu ateşe atıp yaktım.” (Buhârî, Megâzî 79; Müslim, Tevbe 53. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre 9).

Hz. Eyyup El-Ensari’nin (r.a) Örnek Tutumu:

Ebu Eyyüb el-ensari (r.a), Hz. Ali döneminde Muaviye ile arasında çıkan Hilafet tartışmasında Hz. Ali’nin yanında yer almış; daha sonra aralarında çıkan savaşta da Hz. Ali (r.a) efendimizin yanında Muaviye’ye karşı savaşmıştır.

Kâfirlere karşı ise, Muaviye’nin yanında yer almış ve onun ordusunda, kâfirlere karşı savaşmıştır. Yezid’in ordu komutanlığını yaptığı İstanbul’a düzenlenen seferde ilerlemiş yaşına rağmen orduya katılmış ve bu savaşta hastalanıp vefat etmiştir. Onun bu örnek tavrından çıkaracağımız ders şudur:

Hariçte tehlike varken, dâhildeki ihtilaflar unutulur.

Said-i Nursi (r.h) diyor ki:

“Câ-yı teessüf bir hâlet-i içtimaiye ve kalb-i İslâmı ağlatacak müthiş bir maraz-ı hayat-ı içtimaî:

“Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dâhilî adavetleri unutmak ve bırakmak” olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevî kavimler dahi takdir edip yaptıkları halde, şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dava edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz’î adavetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hal bir sükuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.

Medar-ı ibret bir hikâye: Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri halde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.” (22. Mektub).

Ben tokadımı antranik ile beraber Envere vurmam…

Dediler: ‘İttihada şedit bir muarızdın. Neden şimdi sükût ediyorsun?’

“Dedim: ‘Düşmanların onlara şiddet-i hücumundan. Düşmanın hedef-i hücumu, onların hasenesi olan azim ve sebattır ve İslâmiyet düşmanına vasıta-i tesmim olmaktan feragatıdır.’”

“Bence yol ikidir: mizanın iki kefesi gibi. Birinin hiffeti, ötekinin sıkletine geçer. Ben tokadımı Antranik ile beraber Enver’e, Venizelos ile beraber Said Halim’e vurmam. Nazarımda vuran da sefildir.” Said-i Nursi, Sunuhat).

Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlunun Asil Duruşu:

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu, Lordlar kamarasında davetli olarak konuşmaktadır…

Daha sonra soruları cevaplayan Yazıcıoğlu, Türkiye’deki siyasal gelişmeleri değerlendirmesi istenince;

“İngiltere Parlamentosu’nun, Türkiye’nin iç sorunlarını değerlendirmeye uygun bir ortam olmadığını” söyledi.