Bir pergel düşünelim. Bu pergelin bir ayağı bulunduğumuz yerde, diğer ayağı yüzlerce kilometre Kâbe’ye doğru uzansın.

Pergelin başında yapacağımız milimetrenin onda biri kadar bir oynatma, pergelin ayaklarında dev bir açı meydana getirecektir.

İşte bu misalden hareketle, Mekke’ye doğru yola çıkan bir Müslüman, yolun başından birkaç adım sapsa, bu sapma yolun sonunda dev bir açı meydana getirir. Bu açı sapma açısıdır.

İşte istikamet (yolu sonuna kadar takip etmek, yoldan sapmamak) ne kadar önemlidir bu misalle daha iyi anlayabiliriz.

İstikamet üç açıdan çok önemlidir ve birbiriyle yakından ilişkilidir:

Duyguda istikamet,

Düşüncede istikamet,

Eylemde istikamet.

Çünkü eylemler düşüncelerin,

Düşünceler, duyguların

Duygular, algıların çocuğudur.

Ahiret yolcusu olan biz insanların, ahirete doğru ilerlerken yolun başında yaptığımız minnacık bir sapma, yolun biraz ilerisinde çok büyük bir sapma olarak tezahür edecektir.

Mesela kul önce nafileleri terk eder, nafile cephesi düşer. Bir süre sonra sünneti terk eder, sünnet cephesi düşer. Sonra vacibi terk eder, vacip cephesi düşer. Bir süre sonra; farzları üşenerek, istemeyerek, kılmaya başlar. Sonra farzları terk eder. Farz cephesi düşmeye başlar.

Mesela: Rızkı helalinden temin etmek farzdır, aksi durum haramdır. Kul helal lokmaya önem vermez. Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram haline gelir.

Bu şekilde; nafile, sünnet, vacip, farz cephesi düştükten sonra, amelle beslenmeyen ruh; günahlar ve haramlar karşısında ağır yenilgiye uğrar. Kişi günahların karşısında şamar oğlanına dönüşür.

Öyle günahlar var ki daha onu işlemeden ağlar.

Ama ağlaya, ağlaya yine işler.

Çünkü günahın çekim gücüne karşı direnemez. Çünkü terk edilen, küçümsenen ibadetlerle ruh cephesi bakımsız kalmış ve haramlara karşı savunma gücünü kaybetmiştir. Artık ruh cephesini koruyan bütün savunma sistemleri çökmüştür. Artık ruh cephesi haramların işgaline hazırdır. Kişinin maddi ve manevi yapısı, bu şekilde haramların rahatlıkla yaşadığı beslendiği bir haramistan haline gelir. Kişi bir haramistan olur. Haramlara kayıtsız şartsız itaat eden bir köleye dönüşür. Haramların kölesi olur.

Süreç bu şekilde tamamlanmaz ne yazık ki. Haramların karşısında sürekli olarak yenilgiye uğrayan ve iradesi felç olan Mü’min, bir süre sonra haramların haram olmadığına dair deliller bulmaya çalışır. Bulduğu en zayıf delile kuvvetli bir ispat gibi yapışır. Bu sonuca şaşırmamak gerekir. İnsan başa çıkamadığı yerine getiremediği sorumlulukların gereksizliğine inanacaktır. Bununla ilgili savunma mekanizmaları geliştirecektir. Tıpkı kedinin çok acıkıp yiyecek bulamayınca, yavrusunun fare olduğuna kendisini inandırması gibi.

Bundan sonrası ise uçurumdur. Haramların haram olmadığına dair delil bulmaya çalışan Mü’min; delil bulamayınca haramın haramlığını inkâr eder, haramı yasaklayan merciyi Cenab-ı Hak’ın varlığını inkâr eder, ya da Cenab-ı Hak’ın adaletini inkâr eder.

Bu şekilde dinden çıkar. Mazallah mürted olur. Çünkü inandığı gibi yaşamayan, yaşadıklarını inanç haline getirir ve yaşadıklarına inanmaya başlar. Çünkü inandıklarını yaşamına geçiremeyince, yaşadıkları inancı haline gelmeye başlamıştır birer, birer…

O yüzden amelle iman arasında sıkı bir ilişki vardır. Akıllı insan, imanını salih amellerle her gün güçlendiren, ahiretine salih amellerle güzel azık hazırlayan insandır. İman kuru temennilerle süslenmelerle değil, eylemlerin niyeti doğrulamasıyla gerçekleşir. Dil ne söylüyor, ayak nereye gidiyor, ona iyi bakmak gerekir. Salih amel deyince de belli ibadetlerin algılanması diğer ibadetlerin yok sayılması, büyük bir yanılgıdır.

Başta farz, vacip, sünnet ibadetler olmak üzere; sözünde durmak, işini iyi yapmak, meslek ahlakı, ahitlerini yerine getirmek, güler yüzlü olmak, yüksek ahlak üretmek ve bütün haramlardan kaçınmak ve bütün amellerin hepsi salih ameldir. Farz ibadetlerin dışında; hangi amel kişiyi kul hakları açısından borçlu kılıyorsa, o amelleri işlememek ve terk etmek en güçlü salih ameldir.

Çünkü kul hakları, tevbe ve istiğfarla temizlenmez, hakların iadesiyle temizlenir.

Konumuza dönecek olursak, demek ki, yolun başında yaptığımız minik bir sapma, yolun sonunda büyük ve dev açılar meydana getirir. Yıllarca mesafe alırız. Bir de bakmışız ki, hedeften binlerce kilometre uzaklaşmışız. Telafi için yeterli zamanda yoksa helak olmuşuz demektir.

Demek ki her küçük ihmal de büyük bir imha saklıdır.

Kişi sorumluluğunu hazla ihmal ederken, sonunu hızla imha etmektedir.

İhmal ettiğimiz küçük şeyler bizi ihmal etmez ihmal etmediğini de ihmal sürecinin ya başında ya ortasında ya da sonunda bizi tüm kıymetlerimizle imha ederek gösterir.

İnsan eliyle başlattığı olayların, çok gerisinde kalır bazen.

Akıllı insan dönemeyeceği sahilden fazla uzaklaşmaz.

Uzaklaşırken de sahille irtibatını sürekli olarak korur.

Nereye gidersek gidelim sahille irtibatımızı koparmayalım.

Sahilimiz; sahibimizdir. Allah (celle celelühu)

Sahibimizden uzaklaşmayalım ki, sahipsiz orta yerde kalmayalım.

Allah muhafaza buyursun (Âmin).