Israrcıyız!
Israrcıyız vesselam…
En tipik özelliklerimizden biri de ısrarcılığımızdır.
Israrı neden severiz? Belki de halk olarak biraz içine kapalı ve utangaç mizaçlı olmamızdan.
Karşımızdakini de kendimiz gibi gördüğümüzden ısrara yöneliriz.
Geçenlerde televizyonda anlattılar; misafir gittiği evin sahibi şeker hastası bir adama “bunlar ev tatlısıdır, zarar vermez, yengen elleriyle yaptı, yemezsen küser valla” diyerek tatlı yemesi için o kadar ısrar etmiş ki, sonunda adam yemiş ve komaya girerek, gözünü hastanede açmış tabii?
Hastane dedik de;
Bir doktor arkadaşım hastalara ziyarete gelenlerin getirdiği “yaprak dolması, mantı, şehriye çorbası, her çeşit ev tatlısı vs.” yiyeceklerden yakınmış, “İnanmayacaksın, ama bazen ziyaretçilerin üstünü arattığım bile oluyor, çünkü bir keresinde komadan yeni çıkmış bir adama, bir paket içinde gizlice çiğköfte dürümü bile getirmişlerdi” diye yakınmıştı.
Adam sigarayı bırakmaya karar vermiştir, ama gel de bunu yakın arkadaşlara anlat. Kimisi ısrarla uzatır:
– Yak bir tane. Bir taneden bir şey olmaz.
– Bir tane yaktım mı tekrar başlarım, lütfen ısrar etme.
– Yak dedim, şu anda için gidiyor bilmez miyim?
– Sağol, beni ne kadar da düşünüyorsun!
– Elbette düşünürüm, insan arkadaşını düşünmeyecek de kimi düşünecek, yak hadi!
Çay ısrarını hiç sormayın zaten.
Çayı milletçe severiz, ama sonuçta insan vücudunun da bir istiap haddi var tabii.
Hele bazen, hiçbir şey yiyip içmeye gerçekten de zerrece isteğim olmaz
Sadece 10 dakikalığına uğradığınız arkadaşta teklif başlar:
– Çay söyleyeyim sana.
– Zahmet etme, o kadar çok içtim ki, içim bulanıyor.
– Açsındır o zaman, yemek söyleyeyim.
– İnan hiçbir şey ne yiyecek ne içecek durumdayım şu anda.
– Aa olur mu öyle şey? Buraya kadar gelmişsin? (Telefonla sekreterini arar) Kızım bize meyve getir!
Ya “Evlen artık” ısrarlarımıza ne demeli?
Günümüzde her şey zor tabii. Evlenmek de bu zamanda öyle kolay mı? Herkesin kendince bir hesabı kitabı vardır, ama gel de bunu eşe dosta anlat.
“Bu adam niye evlenmiyor” diye tuttururlar.
Derken lüzumsuz dedikodular da başlar tabii.
Evlenenler için de “Niye çocuğunuz yok?” hikâyeleri başlar.
O da kritik bir konudur ve de dedikoduya son derece müsait.
Ninelerin kimileri de genç kız torunlarını evlendirmek de pek ısrarcıdır.
Kızın birinin anneannesi, ne zaman bir düğüne gitseler genç kızın kolunu sürekli çimdikleyerek “sıra sende, sıra sende” diyormuş.
Kız çok bozuluyormuş bu duruma tabii.
Her düğünde aynı şey, her düğünde aynı çimdikler.
Nihayet o da anneannesini susturmanın yolunu bulmuş; katıldıkları bir cenazede anneannesinin kolunu çimdikleyip “sıra sende, sıra sende” deyince, ninesi dersini almış.
Sonradan özür dileyip, ninesinin gönlünü almış tabii, ama ninesi de bir daha o ısrarcılığını bırakmış.
Kimileri “ısrarcı” olmanın sonuçta kazandırıcı olduğundan sözederek kimi kişilere gaz vermeyi pek severler.
Bir zamanlar orta halli bir işletmeye iş görüşmesine gidecek olan işsiz bir arkadaşa, “Patron inatçı ve ısrarcı personeli sever. İşe girmek için çok kararlı ve ısrarcı görün” diye öğüt vermişler.
O da kendi kendisini iyice gaza getirip görüşmeye gitmiş tabii.
“Bilgisayar kullanmasını bilmiyorum” dediği anda patronun kafasında olay bitmiş ama bizimki kararlı ve ısrarcı:
– Bilgisayarı 3 günde öğrenirim efendim.
– Bize deneyimli biri lazım. Olmaz kardeşim.
– Çok kararlıyım efendim.
– Olmaz dedim kardeşim. Bize uymazsın.
– Gözlerime bakın efendim. Oradaki ateşi görün.
– Lütfen çıkar mısınız?
– Sizi temin ederim ki bilgisayarı iki günde kavrayıp?
– Defol laaaaaan!
“Bu gece yatıya kalın” ısrarları ayrı bir âlemdir.
Adam kalkmaya davranırken muhabbet başlar:
-Olmaz gidemezsiniz. Bak çocuk da uyumuş. Bu gece bizde yatın.
-Gidelim, evimiz 10 dakika mesafede.
-Anladım, bizde rahat etmeyeceğinizi düşündünüz.
-Alakası yok, ama ev şuracıkta. Gereksiz yani.
– Biz gereksiz akrabalarız öyle mi?
-Kalmak gereksiz dedim, siz değil.
-Hanım, arka odayı ser bunlara. Orası daha rahattır.
– İnanın işim var evde, yarın erkenden kalkıp?
– Ne işiymiş bu. Gidip yatacaksınız işte. Burası ev değil de Kadıköy vapuru mu?
– Ama…
-Yengen sabahleyin peynirli çörek de yapar size!..
Hele kimisi yarım saat ısrar ederek, adamın canını çıkardıktan sonra bir de “Tamam, teklif var ısrar yok” demez mi, ölürsünüz Bir de ısrar edilmediği halde daha ilk teklifte, “Madem ısrar ediyorsunuz?” diyenler vardır, ama onlar ayrı bir bahis.
Bir de “ilk yardım” gibi bilmediği konularda ısrarcı davrananlar vardır.
Gazetede okumuştum; kazada haşat olmuş arabaya sıkışan şoföre ilk yardım ediyorlar. Birisi eline balyozu alıp, adamın üzerine doğru sıkışmış kapıyı genişletmeye çalışırken, balyozu kaydırmış tabi. Adam da bir şey yokmuş aslında ama kayan balyoz omuz kemiğini kırmış.
Konuyu bir fıkrayla kapatalım:
Eski devirlerde adamın biri apansız misafirliğe gelmiş. Ev sahibinin de o gün yapacak bir sürü işi var, ama ne yapsın, gelen kovulmaz ya. Yemek, çay falan derken hava kararmaya başlamış. Misafir tam atına binip gitmeye davranırken, ev sahibi sırf adet yerini bulsun diye “Ne güzel oturuyorduk, biraz daha kalsaydın?” deyince adam hemen attan inmiş ve sormuş:
– Atımı nereye bağlayayım?
Ev sahibi cevap vermiş:
-Şu kopasıca dilime bağla!
ALINTI