Başkalarının Bize Yaptığı Davranışları Onlara Biz Öğretmişizdir
Hayır demeyerek, uygun sınırlar çizmeyerek, sürekli verici olarak, sahte nezaket göstererek onların bize nasıl davranacağını onlara biz öğretmişizdir. Anlatacağım olay, konumuza güzel bir örnek olabilir:
Psikoloji eğitimi gören bir öğrenci bir deney yapıyor. Deneyin konusu maçın yapılacağı sahaya kuşları indirmek. Öğrenci tam bir ay boyunca her gün aynı saatte gelerek düdük çalıyor ve hemen arkasından sahaya yem atıyor. Düdük sesinden hemen sonra yemi gören kuşlar düdük sesine şartlanıyorlar. Ne zaman düdük sesini duysalar hemen sahaya inip yemleri yiyorlar. Bu şekilde öğrenci kuşları düdük sesine şartlandırmış oluyor.
Maçın yapılacağı saatte yağmur yağmaya başlıyor. Öğrenci yine düdüğünü çalıyor ama sahaya yem atmıyor. Düdük sesine şartlanan kuşlar sahaya iniyorlar. Öğrenci deneyini başarıyla gerçekleştirmiş oluyor.
Burada dikkatimizi çeken husus şudur. Öğrenci kuşları yeme şartlandırdığı gibi kuşlardı öğrenciyi düdük çalmaya şartlandırıyor. Eğer kuşlar sahaya inerek düdük sesine cevap vermeselerdi öğrenci düdük çalmaktan vazgeçecekti. Demek ki öğrenci kuşları düdük sesine şartlandırdığı gibi, kuşlarda bu davranışı besleyerek öğrenciyi düdük çalmaya şartlandırmışlardır.
Şimdi kendimize soralım. Kimlerin düdük sesine ve nasıl şartlanıyoruz?
Demek ki bize uygulanan davranışları, biz besleyerek kuvvetlendiriyoruz. Uygun sınırlar çizmeli ve gerektiği zaman hayır demeyi öğrenmeliyiz. Yoksa yüzümün yumuşaklığından donumun ağı kurumadı atasözünde olduğu gibi insanlar tarafından hızla tüketiliriz. Ne evetlerimizi ne hayırlarımızı otomatiğe bağlamamalıyız. Sınırlarımızı iyi çizelim ki sinirlerimizi çizmesinler. Tecrübeyle sabittir ki, sınırdelen insanlar tatlı dilden, güler yüzden anlamazlar, bilakis cesaret alırlar.
Onlar kesin bir tavır görünce ancak geri çekilirler. En büyük hayır, sınırlarımızı hayır kelimesiyle korumaktır. Yoksa kendimize bile hayrımız kalmaz, tükeniriz. İnsanların biricik kendimizi tüketmesine izin vermemeliyiz. İnsanların rızası erişilmeyen bir makamdır. Ne yaparsanız yapınız mutlaka bir şeyler söylerler. Siz bir duruş içinde olduktan sonra ilkelerle ahenk içinde yaşadıktan sonra insanların ne dediği ne demediği çok da önemli değildir.
Yüzü yumuşak olan insanlar daha çok gıybet ederler. Çünkü sınırdelen insanların yüzüne bir şey söyleyemezler ama arkasından söylenirler. Bu şekilde gıybetten kendilerini kurtaramazlar. Çünkü arkadan söylenmek, yüzüne karşı söylemek değildir. Söylenmek gıybettir. O da manevi felakettir!