İslam’a Göre Lanetli Kavim: Yahudiler-2
12-Yahudilerin bir kısmı maymuna ve domuza çevrilmiştir.
De ki: “Allah katında uğrayacakları ceza itibariyle kötünün kötüsü bir durumda olanları size haber vereyim mi? Bunlar, kendilerini Allah’ın lânetlediği, gazabına uğrattığı, kimini maymunlara, kimini domuzlara çevirdiği kimseler ve şeytânî güçlere tapanlardır. İşte bulundukları yer ve konum itibariyle en kötü olan ve dosdoğru yoldan en çok sapanlar onlardır.” (Maide Suresi 60. Ayet)
13-Yahudiler Hz. Üzeyir Allah’ın oğludur diyerek Allaha çocuk isnat ettiler.
Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar! (Tevbe Suresi 30. Ayet)
14-Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi 146. Ayet)
Yahudiler Tevrat’ta, hıristiyanlar da İncil’de âhir zaman peygamberinin vasıflarını gördüler, onun gelmesini beklediler; her nesil bunu kendinden sonra geleceklere anlattı ve inanmalarını tavsiye etti. Bunun için her iki zümre de bu peygamberin gelmesini dört gözle bekliyorlardı. Ancak onun Araplar arasından ve bir yetim kimse olarak gönderildiğini görünce sırf ırkçılık gayret ve düşüncesiyle inkâr ettiler. Halbuki onun hak peygamber olduğunu, kendi oğullarını bilip tanıdıkları gibi biliyorlardı.
15- Yahudiler Peygamberimizin tebliği karşısında “kalplerimiz perdelidir” yani “senin söylediklerin bizim aklımıza yatmıyor” diyerek onu inkâr ettiler: “‘Kalplerimiz perdelidir’ dediler. Hayır; küfür ve isyanları nedeniyle Allah onlara lanet etmiştir. O yüzden çok az inanırlar.” [Bakara Suresi 88]
16- Yahudiler Cumartesi Yasağını Çiğnediler.
Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.(Araf Suresi 163. Ayet)
Allah Teâlâ İsrailoğullarına cumartesi günü avlanmayı yasaklamış, bu güne tazim etmelerini emretmişti. Dolayısıyla balıklar o gün su yüzüne çıkar serbest yüzerlerdi. Diğer günlerde ise balıklar durumu sezdikleri için su yüzüne çıkmazlardı. Bu durum Allah’ın bir imtihanı idi. Fakat İsrailoğulları bu imtihanı kazanamadılar ve cumartesi yasağına saygısızlık gösterip balıkları o gün avlamaya başladılar. İşte âyette bildirilen haddi aşma budur.
Ebû Hureyre (ra)’ın bir rivâyetine göre Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurmuştur ki: “Yahudilerin işlediğini siz işlemeyin! Onlar Allah’ın haram kılmış olduğunu, hîlelerin en basit ve en âdîsiyle helâl kılmak istediler.” (İbn-i Kesîr, c. 2, 58)
17-Kitaplarını tahrif eden hain bir millettir.
Allah’ın kitabını işitip iyice kavradıktan sonra onu bile bile, kasıtlı olarak tahrif etmişlerdir.
“Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler; sonra o kelâmı iyice anlamış olmalarına rağmen yine de bile bile onu tahrif ederlerdi.” (Bakara: 75)
Bu âyet Yahudilerin, kutsal kitapları Tevrat’ı tahrif ettiklerini açık bir ifade ile ortaya koymaktadır. Bu gerçek, Maurice Bucaille gibi Batılı bazı araştırmacı bilginlerce de kesin olarak ifade edilmiştir. Bizzat Tevrat’ta da bunu doğrulayıcı ifadeler yer almaktadır. (Yeremya, 8/8-9)
18-İkiyüzlü münafık bir millettir:
Yahudiler Müslümanlarla karşılaştıklarında kendilerinin de iman ettiklerini söyler onlara Tevrat’tan bilgiler verirler, daha sonra bir araya geldiklerinde diğer Yahudiler, bu yaptıklarının doğru olmadığını, çünkü verdikleri bu bilgilerin kendilerinin aleyhine olabileceğini hatırlatarak uyarırlardı.
Onlar inananlarla karşılaştıklarında “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında ise, “Allah’ın size açtıklarını (Tevrat’taki bilgileri) rabbiniz katında sizin aleyhinizde delil getirsinler diye mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz!” derler.” (Bakara: 76)
19-Kıskanç, haset bir toplumdur:
Onlar yeni bir peygamber geleceğini biliyor; bu peygamberin ve getirdiği kitabın tevhidi yeniden hâkim kılarak, Yahudiliğin de düşmanı olan putperestliği ortadan kaldıracağına inanıyorlardı fakat inkâr ettiler. Çünkü bu peygamber, umduklarının aksine, İsrailoğulları’ndan değil Araplar arasından gönderilmişti.
Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun. (Bakara 89)
20-Dünya hayatına çok düşkünlerdir:
İnsanlar içinde âhireti düşünmeden dünya hırsına en fazla kapılanlar da onlardır. Bu durum tecrübeyle de sabittir.
“Yemin olsun ki, onları insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun; müşriklerden de çok; her biri ister ki bin sene yaşasın. Oysa çok yaşatılması hiç kimseyi azaptan kurtaramaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.” (Bakara: 96)
21-Cahil ve sefih/ beyinsiz bir millettir:
Peygamberleri dahi onları cehalet ve sefih/beyinsiz olmakla vasıflamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Mûsâ dedi ki: “Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz” (A’raf: 138)
Mûsâ halkı arasından temsilci olarak yetmiş kişi seçip, tâyin buyurduğumuz vakitte dağa geldi. (Ama oraya gelince bunlar Allah’ı görmek istediler; Allah’ı görmedikçe inanmayacaklarını söylediler.) Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakalayıverdi. Mûsâ şöyle yalvarmaya başladı: “Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. İçimizdeki birtakım beyinsizlerin yaptıkları yüzünden mi hepimizi helâk edeceksin? Bu iş, ancak senin bir imtihanındır ki, onunla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola erdirirsin. Sen bizim dostumuz ve yardımcımızsın. Bizi bağışla ve bize merhamet et. Çünkü sen, bağışlayanların en hayırlısısın!” (A’raf Suresi 155. Ayet)
22-Yahudiler Peygamber Efendimize (s.a.v) suikast düzenlediler.
Birinci Suikast Girişimi
Mekkeli Müşriklerle gizlice ittifak halinde olan Nadiroğulları Yahudileri, Hz. Peygamber’i öldürmeyi düşünerek, ona şöyle dediler:
“Ashabından bize üç kişi çıkar. Bilginlerimizden üç kişiyle buluşsunlar. Eğer bilginlerimiz sana iman ederlerse, biz de sana tabii oluruz.”
Bu haberden sonra Nadiroğulları bilginlerinden üç Yahudi yanlarına hançerlerini aldılar.
Hz. Peygamber’e düşünülen bu suikast girişimini Nadiroğullarından bir kadın, Ensardan olan Müslüman kardeşine adam göndererek, bu durumu haber verdi. Kadının kardeşi de Rasulullah’a haber verince Rasulullah hemen geri döndü. Hz. Peygamber bir müddet sonra suikastı düşünen Yahudilerin Mabedine bir bayram günü gidip, onları bu konuda uyardı.
İkinci Suikast Girişimi
Nadiroğullarının Hz.Peygamber’e ikinci suikast teşebbüsü, Bir’u Maune Faciası’nın akabinde Amr b. Ümeyr ed Damri’nin hata ile öldürdüğü antlaşmalı iki şahsın diyetinde, antlaşma gereği yardımlarını istemek üzere Nadiroğulları’na gitmesiyle meydana geldi. Zühre köyünde oturan Nadiroğulları bu diyeti önce kabul etmediler. Sonra kötü niyetlerini gerçekleştirmek için bu diyeti kabul ettiler. Benu Nadir Yahudileri bir köşeye çekilip Rasulullah’ı, öldürme planları yaptılar. Huyay b.Hattab:
“Siz bu adamı, hiçbir zaman şimdi bulunduğunuzdan daha elverişli bulamayacaksınız. Hemen şu evin damına çıkarak onun üzerine bir kaya parçası bırakıp, ondan bizi kurtaracak, rahata kavuşturacak kim var?” dedi. İçlerinden Amr b. Cahhaş “Evin damına çıkar, onun üzerine kayayı ben atarım.” dedi.
Sellam b. Mişkem adlı bir Yahudi:
“Ey Kavmim! Beni bu sefer dinleyiniz, böyle bir işe kalkmayın, bu olay ona vahiyle bildirilir, kendinize yazık etmeyin.” diye yalvardıysa da Amr. b. Cahhaş onu dinlemedi ve hemen dama çıktı.
Nadiroğullarının yapmak istedikleri bu suikast girişimi Cebrail haber verince, Hz.Peygamber bir hacetini def edecekmiş gibi oturduğu yerden kalkıp Medine’nin yolunu tuttu. Medine’de ashabıyla istişare ettikten sonra Rasulullah Muhammed b. Meslemeyi Nadiroğullarına göndererek Medine’yi on gün içinde terk etmeleri emrini verdi.
Nadiroğulları gerek Hançerli Suikastı gerekse damdan kaya bırakarak suikast teşebbüsünü başaramamışlardı. Sellam b. Mişkem’in nasihatına da aldırış etmemişlerdi. Bu tehlikeli durum Vahiy Meleği tarafından Rasulullah’a bildirilmekte geç kalmamıştır.
Üçüncü Suikast Girişimi
Hayber’in fethinden sonra Hz. Muhammed Yahudilere ne kadar hoş muamele yapsa da Yahudilerin Müslümanlara karşı kinleri sönmemişti. Müslümanlığın dalga dalga yayılmasını önlemek için Yahudiler Rasulullah’a çeşitli entrikalar düşündüler. Bu entrikalardan biri de Zeyneb adlı bir Yahudi kadının (Sellam b. Miskem’in karısı, Haris’in kızı) kızarttığı koyunu zehirleyip onu yemesi için Hz. Peygamber’e sunması olmuştur.
Zeyneb’in zehirli koyun eti ile suikast girişimini Cebrail Rasulullah’a bildirmiş, bu haber üzerine Hz.Peygamber zehirli lokmayı ağzından çıkararak süikasttan kurtulmuştur. Hz. Peygamber ashabına bunu söylediyse de Bisr b. el Bera isimli bir Müslüman lokmayı yutmuş ve bir müddet sonra ölmüştür.
Hz. Peygamber Bişr b. el-Bera’nın ölümünden sonra Zeynebi çağırarak, neden bunu yaptığını sormuş, Zeynep:
“Şayet sen peygamber isen sana haber verirler ve kurtulursun, yok peygamber değilsen, meliksen, ölürsün. Biz de kurtuluruz.”
diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber kadını affetmiştir. Fakat ölen Bişr b. el Bera’nın ailesi kısas isteyince kadın öldürülmüştür.
23-Yahudiler Peygamberimize ve Mü’minlere selam verirken es-samü aleyküm diye selam verirlerdi. Anlamı: ölüm sizin üzerinize olsun demektir.
Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o yasaklananı yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber’e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah’ın selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar. Kendi içlerinden de: Bu söylediklerimiz yüzünden Allah’ın bize azap etmesi gerekmez miydi? derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeridir orası. (Mücadele Suresi 8. Ayet)
Bunlar, yahudiler ve münafıklardı. Müslümanların yanında işaretlerle gizli gizli konuşurlar, müminlerin içlerine şüphe sokmaya çalışırlar, savaşta mücâhitlerin mağlup oldukları, geride kalanların da öldürüldükleri hissini uyandırmaya çalışırlardı. Hz. Peygamber onları bu ahlâksızlıktan menetmişti. Yahudilerin bir başka ahlâksızlığı da, Hz. Peygamber’le karşılaştıklarında «Sana ölüm olsun» anlamına gelen «Es-sâmü aleyk» şeklinde selam vermeleriydi. Hz. Peygamber onların bu saygısız ve kaba ifadelerine «Size olsun» anlamına «Aleyküm» şeklinde karşılık verir, nâzik ve mülayim tavrını değiştirmezdi.
24-Yahudilere göre kendilerinin dışındaki bütün insanlar “Goyimdir” Yani sadık bir hayvan ve hizmetçi.
Yahudiler kendilerinden olmayan diğer insanların, ancak kendilerine hizmet etmek için yaratılmış hayvan hükmünde mahluklar olduğuna inanıyorlar tahrif edilmiş Tevrat’a göre.
Buna ilişkin hükümler Kabala’da ve Talmud’da da yüzlerce kez geçiyor. Bütün dini literatürlerinde diğer insanları aşağılayan, “hayvan” seviyesinde gören anlatımlar mevcut.
Tevrat’ı tahrif ederek uydurdukları sapkın inanışa göre Yahudi olmayan herkes “Goyim”dir.
Yahudi olmayanları ifade etmek için kullanılır. Goyimlerin ancak Yahudilere hizmetçi olabileceğine inanılır.
Goy’lar birer evcil hayvan gibi Yahudi hizmetçisi olmak zorundadır. Bu sapkın anlayışa göre biz de bu seviyedeyiz. Bu sebeple diğer insanlara hayvan muamelesi yaparlar.
Büyük İsrail toprakları üzerindeki tüm insan grupları onlara göre hayvan seviyesinde. Goyim, yani hizmetçi hayvan. Sadık bir goyim, yani hizmetçi olmayanlar ise yine bu sapkın inanışa göre yok edilmesi gereken mahlukat grubundan…