Eski zamanlarda meşhur bir efe varmış. Boylu, boslu, yiğit pos bıyıklı bir efeymiş. Kızanları, naipleri varmış. Bir gün çeşme başında gördüğü bir Rum dilbere aşık olmuş, hem de delicesine. Uzun zaman onun aşkıyla yanmış. Sabrı tükenince aşkını Rum dilberine ilan etmiş.
Rum dilber yakışıklı efeyi beğenmiş ama demiş ki:
–Ben babamın sözünden çıkamam. O ne derse o olur. Efe çaresiz Rum dilberin evine varmış. Babasından kızı istemiş. Kızın babası bazı şartlar sıralamış:
–Öncelikle bıyıklarını keseceksin demiş. Efe istemeyerek de olsa bıyıklarını kesmiş.
–Kıyafetini değiştirip zünnar takacaksın demiş. Efe bu şartı da yerine getirmiş.
–Uzun bir süre domuzlarımın çobanlığını yapacaksın demiş.
Bu şart efeye pek ağır gelmiş. Ama bir süre sonra duygularına yenilmiş. Çaresiz domuz çobanlığını da kabul etmiş. Uzun bir süre domuzların çobanlığını yapmış.
Bir gün Rum dilber demiş ki:
–Falan gün babam bir ziyafet verecek, bütün dostlarının huzurunda seni onlara tanıtacak, sende geleceksin demiş. Efe istenilen gün eve varmış.
Rum dilberin babası dostlarına bizim efeyi tanıtmış:
–Bu efe yakışıklı, yiğit, pos bıyıklı bir dağ efesiydi. Naipleri kızanları vardı. Kızıma âşık olmuş benden kızımı istedi. Bende bazı şartlar öne sürdüm… Kızımın aşkına;
Pos bıyıklarını kesti, efeliği bıraktı, naiplerini kızanlarını dağıttı. Zünnar taktı. Uzun bir süredir, domuzlarımın çobanlığını da yaptı. Şimdi kızımı istiyor. Hâlbuki ben Efeye söz vermiştim. Bu ise efeye hiç benzemiyor.
Bu haliyle daha çok soytarılara, ibnelere benziyor.
Ben, soytarılara, ibnelere kız vermem!
Çıkarılabilecek Muhtemel Dersler:
–“Dönemeyeceğin sahilden fazla uzaklaşma!”
–Dişin minesi delindi mi çürüme hızlanır.
–“Zehir olmayan hiçbir şey yoktur, farkı oluşturan dozdur.”
–İnsan eliyle başlattığı olayların çok gerisinde kalır bazen.
–Yolun başında yaptığın minnacık bir sapma, yolun sonunda devasa bir sapma oluşturur.
–Ne için hangi ilkeden vazgeçtiysen, o çıkara satıldın demektir ve değerin de odur.
–Duygular, nehirler gibidir. Yatağında aktığı sürece gittiği her yere bereket götürür. Yatağından taşarsa felakete dönüşürler.
–Aşk kum saati gibidir, duyguları doldururken aklı boşaltır.
–İnsanlar içki içmeden de sarhoş olabilirler. Yoğun duygusallık bir sarhoşluktur. Aklı baştan alır. İradeyi felç eder. Kişi artık içki sarhoşu değil, duygu sarhoşudur. İnsanlar sellerde boğulduğu gibi, taşkın duygu sellerinde de boğulmuşlardır.
–Kişi inandığı gibi yaşamazsa, yaşadığı gibi inanmaya başlar. Bu bir döngüdür ve bu sonuç kaçınılmazdır.
–“Hakla batıl ortasında sadece batıl vardır. Hak, batıla bir parmak yaklaşsa hak olma özelliğini yitirir.”
–“Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalâlete düşer, boğulursunuz” (Mesnevi-i Nuriye).
–“Ey bu vatan gençleri! Frenkleri taklide çalışmayınız. Âyâ, Avrupa’nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adâvetten sonra, hangi akılla onların sefahat ve bâtıl efkârlarına ittibâ edip emniyet ediyorsunuz? Yok, yok! Sefihane taklit edenler, ittibâ değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi idam ediyorsunuz. Agâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittibâ ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz. Çünkü şu surette ittibâınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır.” (Lem’alar).