Orta yaşlarda derviş bir adam bir kuaföre girerek sıra beklemeye başladı.

Bazı gençler televizyona kendini kaptırmış heyecanla maç izliyorlardı. Bazen de kendi aralarında yüksek sesle maçın kritiğini yapıyorlardı. Gençlerden birisi derviş adama şaka yollu takıldı:

–Derviş amca, sen takım tutuyor musun, bu maç hakkında ne dersin?

Derviş gülümseyerek:

–Evlâdım, ben gençlik yıllarımda bir kulüpte çok top oynadım. Sonra “asıl maçı” öğrenince “sahte maçları” bıraktım.

Gençler şaşırmıştı. Pür dikkat derviş amcaya odaklandılar.  Soruyu soran genç tekrar sordu:

–Derviş amca, hakikaten meraklandım, öğrenmek istiyorum. Hakiki maç nedir, sahte maç nedir?

–Evladım, önce maçın tanımını yapmamız gerekir. Maç, rakip takımla yaptığın mücadeledir. Doğru mu?

–Evet derviş amca, doğru söylüyorsun.

–Pekiyi bir insanın en büyük rakibi kimdir?

Gençlerden ses çıkmayınca derviş amca soruyu kendi cevapladı:

     –Evladım, bir insanın en büyük rakibi nefsidir. Asıl maç ta nefsimizle yaptığımız maçtır. Diğer maçlar, bu maçı unutturuyor! İspanya kralı demiş ki, “bana yüzbinleri uyutabileceğim büyük beşikler yapınız.” Bu beşikler stadyumlardır, İnsanlar burada “asıl büyük maçtan” koparılmış, sahte maçlarla aldanmakta ve aldatılmaktadır.

Bak ben nefsimle nasıl maç yapıyorum sana anlatayım. Şimdi sabah ezanları okunurken içimdeki rakibim olan nefsimle bir mücadele başlıyor. Eminim sizde bu mücadeleyi hissetmişsinizdir. En büyük rakibim olan nefsim birçok çalım yapıyor ve diyor ki:

–Biraz daha uyu,

–Daha vakit var,

–Yatak çok sıcak,

–Hem daha çok gençsin, sonra kılarsın.

–Kalkarsan üşürsün vb.

Bu şekilde beni çalımlamak istiyor. Ayağıma değil, aklıma çelme takıyor. En büyük çelme, idrakimize takılan çelmelerdir evladım. Sakın bunu unutmayın.

Ayağına takılan çelmede en fazla düşersin belki dizini incitirsin ama sonra kalkarsın. Ama aklına takılan çelmede büyük ihtimalle dinini incitirsin, güçlü bir savunman yoksa bir daha doğrulamazsın.

İşte gerçek maç budur.

Bir yanda bana namaz kıldırtmak istemeyen nefsim, diğer tarafta beni namaza çağıran Rabbim!

Şimdi ben içimdeki rakibimi çalımlayarak, yorgana tekmeyi vurup Allah’u Ekber! diyerek namaza koşarsam, işte top ağlarda golü attım demektir ve gooolll! Maçın ilk golünü rakibime attım demektir. Bu şekilde günde beş tane gol atarım, haftada 35 gol eder. Diğer Cuma ve bayramlarda attığım golleri söylemiyorum bak. Şimdi kim gol kralı, elbette ben.

Ama sizler sahte maçlarla ilgilenirken, en büyük rakibiniz her gün size beş gol atıyorsa diğer takımlar istediği kadar gol atmış, gol yemiş bundan size ne?

Gençlerin bazıları şaşırmış, bazıları da gülümsüyordu.

Soruyu soran genç hayretini ifade etti:

–Vallahi derviş amca helal olsun. Namazı da maç modunda anlattın ya, sana helâl olsun…

Bu sırada ikindi ezanları okunmaya başlamıştı. Derviş, kapıya yöneldi ve gençlere hitaben:

–Bakın sevgili gençler gördünüz mü, üçüncü hakiki maçım başlıyor ve golümü atmaya gidiyorum. Sizlerden golünü atmak isteyen benimle gelsin.

Soruyu soran genç atıldı:

–Dur derviş amca, bende geliyorum, bugüne kadar hep gol yemişim. Daha sahte maçlarla ilgilenmeyeceğim. Bundan sonra gol atma sırası bende. Ben anladım ki “hakiki maçım” şimdi başlıyor…