Kötü ahlâklı bir adam, bir Allah dostunun ziyaretine giderdi. Yemeğini yer, sohbetinde bulunur ama yanından ayrıldıktan sonra bu Allah dostunun gıybetini yapmaktan, aleyhinde bulunmaktan geri kalmazdı. Allah dostu bu zat geldiğinde ayağa kalkar, hiç kimseye göstermediği sevgi ve iltifatı, bu adama gösterirdi.
–Hoş geldin sevgili ortağım diyerek başköşeye oturtur, izzet ve ikramda bulunurdu.
Kötü ahlâklı adam Allah dostunun yanına gelip-giderken, sohbetlerini dinleye, dinleye yaptığı işten pişman oldu. Tövbe etti ve gıybetten vazgeçti. Yine Allah dostunun ziyaretine gidiyor sohbetlerini dinliyordu. Ama gördüğü ilgi ve alâka kesilmişti. Allah dostu ona iltifat etmiyor, yüzüne bile bakmıyordu.
Gıybetçi ve kötü ahlâklı adam bir gün dayanamayarak Allah dostuna sordu:
–Efendim, sizde biliyorsunuz ki, eskiden ben hem ekmeğinizi yer hem de arkanızdan ileri-geri konuşurdum. Şimdi tövbekâr oldum. Gerçekten yaptıklarımdan pişmanım. Eskiden bana gösterdiğiniz ilgi ve alakayı şimdi göstermiyorsunuz. Bunun hikmeti nedir?
Allah dostu cevap verdi:
–Evlâdım, önceden sen bizim için çalışıyordun. Namaz kılıyor, ibadet ediyor ve çeşitli güzel ameller işliyordun. Ama bir yandan da bizim gıybetimizi yapıyordun. Gıybet yaptığın sürece yaptığın bütün güzel ameller bizim hesabımıza geçiyordu. Sevaplarını bu kadar cömertçe bağışlayan biri tabiî ki iltifatı ve ilgiyi hak eder. O yüzden sana “sevgili ortağım” diye hitap ediyordum ilgi ve alâka gösteriyordum. Ama şimdi gıybetten vazgeçtin. Tamamen kendi hesabına çalışıyorsun. Sevaplarını bize kaptırmıyorsun. O yüzdende ortaklık bitmiştir. Eskiden gördüğün ilgi ve alakanın kesilmesinin tek nedeni, gıybeti bırakmış olmandır.
Çıkarabileceğimiz Muhtemel Dersler:
–Yapmamamız gerekenleri yapmamız, yapmamız gerekenleri yapmamamızdan daha önceliklidir. İçmediğin bir ilacı geçte olsa içebilirsin, ama içmemen gereken bir ilacı içersen muhtemelen ölürsün.
–Kul hakları, Allah haklarından önceliklidir. Çünkü Allah dilerse kendi haklarından feragat edebilir. Ama kul haklarını ödemeyenlerin kulakları çekilecektir!
–Haramlar bir havuzun deliklerine, farzlarda bu delikleri olan havuzu doldurmaya benzetilirse bu havuz asla dolmayacaktır. Çünkü delikleri olan havuz dolmaz. Her çeşit kul hakkı ister küçük olsun, ister büyük olsun, isterse zerre kadar olsun, hak sahipleri haklarını almadan, mahşer günü kişi yerinden kımıldayamaz. Hatta bir kişi Theme Dağları kadar, hasenatla, ibadetle, iyiliklerle sevaplarla gelir. Ama alacaklılar birer, birer gelip hakkını aldıktan sonra kişinin Theme Dağı kadar olan sevapları biter. Ödemeye sevabı kalmayınca alacaklıların günahları birer, birer boynuna yükletilir.
İşte gerçek Müflis budur.
Dünyada iken:
–Sen bana burada bulguru ver, ben sana orada pirinci veririm diyerek kul hakkını hafife alanların kulakları çınlasın!
Başkalarının emeğini, alın terini, zamanını, sömürenlerin kulakları çınlasın! Borcunu ödeme imkânı olduğu halde, bile bile geciktirip, alacaklı tarafı ve ondan alacaklı olanları, zarara uğratanların kulakları çınlasın!