“Aziz İstanbul!
Yine bir gün padişahlarımızın Topkapı Sarayı’nda Revan Köşkü’nü ziyaret ediyordum. Uzaktan Kur’an okunuyordu. Yavaş yavaş sese doğru yaklaşırken nereden geldiğini, ziyaretimde rehber olan zata sordum. Dedi ki: “Hırka-i Saadet dairesinden geliyor.”
Peygamberimizin (a.s) hırkasını sakladığımız cennet gibi yeşil bir odanın Türkkâri penceresi önünde durduk. İçeride iki hafız vardı. Biri ellerini kavuşturmuş, gözlerini yummuş oturuyordu. Diğeri, diz çökmüş müsterih ve yüksek bir sesle okuyordu. Rehberime sordum: “Hırka-i Saadet önünde Kur’an ne zaman okunur?” Dedi ki: “Dört asırdan beri her saat!.. Geceli gündüzlü.”
Yavuz Sultan Selim’in, Hırka-i Saadeti Mısır’dan getirip bu odadaki mevkiine koyduğundan beri kırk hafız nöbetle Kur’an okur. Türk tarihinde bir dakika bile buradaki Kur’an sesi kesilmemiştir.
Gezintilerimde bir hakikat keşfettim. Bu devletin iki manevi temeli vardır: Fatih’in Ayasofya minaresinden okuttuğu ezan ki, hâlâ okunuyor! Selim’in Hırka-i Saadet önünde okuttuğu Kur’an ki, hâlâ okunuyor!
Eskişehir’in, Afyonkarahisar’ın, Kars’ın genç askerleri, siz bu kadar güzel iki şey için dövüştünüz!”
(Yahya Kemal)