Dinî meselelerde hassas bir zat olup iman prensiplerini muhafazada son derece gayret sarf eden Kemal Paşazâde’nin, Molla Kâbız gibi zihin ve akîdeleri bozup cemiyeti buhrana sürükleyen kişilerle mücâdele ederek onlara gerekli cezâların tatbikiyle huzur ve sükûnu teminde de büyük hizmetleri olmuştur.
Molla Kâbız, Müslüman olduğunu söylemekle birlikte Peygamber Efendimizin (s.a.v) şan ve şerefini hafife alarak o Âlemler Efendisi’nin faziletini inkâr eden ve bunu cemiyette yaymak suretiyle ortalığı fesâda boğan bir kimseydi. Bu sebeple de katledildi. Ancak bu katil, elbette ki rastgele yapılmamıştır.
Kâbız, evvelâ Osmanlı dîvânında Kemâl Paşazâde ile İstanbul kadısı Sâdullâh Sâdî Efendi tarafından dinlendi ve karşılıklı yapılan münâzarada fikirleri ilmen tek tek çürütülerek cürmü hatâsı ortaya konuldu. Sonra da tevbe etmesi istendi. Böyle yaptığı takdirde affedilip serbest bırakılacağı da beyan edildi.
Buna rağmen Kâbız, tevbeye yanaşmadı. Üstelik mağlûbiyetin neticesi olarak nefsânî bir azgınlıkla serkeşlikte bulundu. Bunun üzerine de katle müstahak görüldü. Böyle müfsid ve şerîr kimseler hakkında İbn-i Kemâl Paşa’nın yazdığı şu dörtlük meşhurdur:
Şerîat kim sarây-ı Kibriyâ’dır,
Hakîkat mülküdür muhkem binâdır.
Anun taşını kim ki oynadursa,
Yoluna başını koymak revâdır…
(Osman Nuri Topbaş / Osmanlı, Erkam Yayınları)