Vaktiyle adil bir padişah varmış. Vezirleri ve halkı tarafından çok sevilirmiş. Gün gelmiş, her fani gibi o da vefat etmiş. Babasından padişahlığı devralan genç şehzade, şımarık kibirli ve zalim bir yapıya sahipmiş. Babasının yokluğunu hemen hissettirmeye başlamış. Vezirlerine danışmadan usulsüz işler yapıyor, halkı inim, inim inletiyormuş. Baş vezir genç şehzadeye bir uyarı yapabilmek için fırsat kolluyormuş. Bir gün halk arasında tebdili kıyafet gezerlerken genç padişah baş vezirine sormuş:
-Vezirim demiş, bu halk ne kadar cahil! Her kelimenin sonuna bir ek yapıyor. Mesela elbise melbise, yemek memek, ev mev gibi. Kelimeleri ikişer ikişer kullanıyorlar. Bunun sebebi ne olabilir?
Beklediği fırsatın geldiğini gören bilge vezir hemen söze başlamış:
Padişahım bunu şöyle açıklayabilirim demiş:
-Sizin yediğiniz leziz taamlar yemek, bizim zıkkımlandığımız artıklar memek,
Sizin giydiğiniz atlas dibalar elbise, bizim sarındığımız çullar melbise,
Sizin istirahat buyurduğunuz kaşaneler ev, bizim barındığımız barınaklar mev,
Babanız Padişahtı, Zat-ı Âlinizde madişahtır diyerek taşı gediğine koymuş.
Kıssadan Hisse:
“En büyük cihat, zalim sultana hakkı söylemektir.” (s.a.v)