–Kim bir zâlime yardım ederse, Allahü Teâlâ o zâlimi ona musallat eder. (İ.Asakir)

-Sakın zalimlere meyletmeyin. Yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez. (Hud Suresi 113. ayet)

–“Meydan okumalara cevap veremeyen milletler yok olurlar.”

-Bir memlekette namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memleket için kurtuluş yoktur.

–Mazlumun zalimden öcünü alacağı hesap soracağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden daha çetindir.

-İnkar edenler birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdır. Eğer siz aranızda böyle yapmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve bozgun çıkar. (Enfal suresi 73. Ayet)

-“Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi, size karşı (savaşmak için) biribirlerini davet edecekler.”

Birisi: “Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi.

Rasûlullah (asm), “Hayır, aksine siz o gün kalabalık, fakat selin önündeki çer-çöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak.” buyurdu.

Yine bir adam: “Vehn nedir ya Rasûlullah?” diye sorunca:

“Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir.” buyurdu. (bk. Ebu Davud, Melahim, 5)

–“Köyün itleri kendi aralarında düşman olsalar da kurdu görünce birleşirler.”

-Cennete giden yol asfaltla döşenmemiş. Bedelini ödemediğin hiçbir şeye sahip olamazsın.

-Kötülük yapmamak kişinin kendine yaptığı bir iyiliktir. Yoksa yapılması gerekenleri yapmadığı sürece kişi nasıl iyilerden olabilir? Eskiden iyilik yapanlara iyi deniyordu. Şimdi kötülük yapmayanlara iyi deniyor. Bu durum, iyiliğin irtifa kaybetmesidir.

-Senin ömrün hep şerleri seyretmekle geçmedi mi, sen şerleri seyrederken şerler her tarafı istila etmedi mi?

-Kötü bir şeyi, iyi yapmak kadar kötü bir şey yoktur. Kötüler, kötülüğü en iyi şekilde yaparken, iyiler (iyi olduğunu söyleyenler) iyiliği en kötü şekilde yapmaktadır.

Başkomutanımız, Ulu Önderimiz ve Yüce Peygamberimizin Okçular Tepesindeki Mü’minlere Talimatı:

“Düşmanı yendiğimizi görseniz de size haber vermedikçe, adam göndermedikçe yerlerinizden asla ayrılmayınız. Düşmanın bizi mağlup ettiğini görseniz de yine kesinlikle yerinizi terk edip, yardımlarına koşalım demeyin.” Tabakât 2/40

“Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi, ben size adam göndermedikçe asla yerinizden ayrılmayınız.”  Tabakât, 2/40

-“Cihadda geri durmak, gecikmek âcizliktir.  Sabır ve sebât gösterildiği zaman Allah’ın yardımı gelir. Sabır ve sebât ediniz! Sabır ve sebât ettiğiniz takdirde, Allah’ın yardımı sizinledir.” (s.a.v) (11. Belâzurî, Ensab, 1/315)

-Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Allah yolunda şehit olmak, sonra diriltilip tekrar şehit olmak yine diriltilip tekrar şehit olmak isterdim.” (Buhari, İman, 26.)

-“Re­sû­lul­lah tarafından gönderilen bir askerî birlik içerisindeydim… Ayaz ve buzlu bir geceydi. Düşmanla karşılaşmak için sabırsızlıkla sabahı bekledim. Yeryüzünde benim için o geceden daha tatlı bir an yoktur. Kazançlı olmak isti­yorsanız cihada sarılın.” Hz Halid (r.a) (Hayâtü’s-Sahâbe, 1: 333.)

-Hz. Halid’in (r.a) son sözleri:

“Şu kadar savaşta bulundum. Vücudumda kılıç, mızrak, ok yarası bulunma­yan bir tek karış yer yoktur. Fakat görüyorsunuz ki, develer gibi yatağımda ölü­yorum. Korkaklar dünyada rahat yüzü görmesin!” (Hayâtü’s-Sahâbe, 1: 418)

“Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister.” Said-i Nursi (r.h.)

-Onlar dostlarını ihmal ettiler, nasıl olsa bizdendir diye. Düşmanlarına ise yakın durdular, acaba kazanabilir miyiz diye. Uzaklaştırdıkları dostları düşman oldu. Yaklaştıkları düşmanları zaten düşmandı, dost olmadı. Her ikisi de bir safta birleşince yıkılmaları mukadder oldu (Horasanlı Eba Müslim).

Sevgili peygamberimiz, elinde tuttuğu ve üzerinde; “Korkaklıkta ar ve zillet, ilerlemekte şeref ve izzet vardır. İnsan korkmakla kaderden kurtulmaz” beyti yazılı olan kılıcını göstererek; “Bu kılıcı benden kim alır?” buyurduğu işitildi. Bunu duyan Eshâb-ı kirâmdan birçokları hep birden almak için, ellerini uzattılar. Peygamberimiz tekrar; “Bunun hakkını vermek üzere kim alır?” deyince, Eshâb-ı kirâm sustular ve geri durdular. Kılıcı harâretle isteyenlerden Zübeyr bin Avvâm (radıyallahü anh); “Ben alırım yâ Resûlallah” dedi. Peygamberimiz kılıcı hazret-i Zübeyr’e vermedi. Ebû Bekr, Ömer, Ali’nin (radıyallahü anhüm) istekleri de Peygamberimiz tarafından kabûl edilmedi. Ebû Dücâne (radıyallahü anh); “Yâ Resûlallah! Bu kılıcın hakkı nedir?” diye sordu. Sevgili Peygamberimiz“Onun hakkı; eğilip bükülünceye kadar, onu düşmana vurmaktır. Onun hakkı, müslüman öldürmemen, onunla kâfirlerin önünden kaçmamandır. Onunla Allahü teâlâ sana zafer yahut şehitlik nasîb edinceye kadar, Allah yolunda çarpışmandır.” buyurunca, Ebû Dücâne (radıyallahü anh); “Yâ Resûlallah! Ben onun hakkını yerine getirmek üzere alıyorum” dedi. Peygamberimiz de elindeki kılıcı ona teslim etti. (Sîre, 3/71)