İhmal Ve İhanet!
İhmal, ihanetin ikiz kardeşidir…
Her ihmal niyetteki küçümsemenin dışavurumudur. Çünkü eylemlerimiz niyetimizin çocuğudur. İnsanlar önemsedikleri işleri liste başı yaparlar, yakıcı arzuyla ona yönelirler ve onu asla ihmal etmezler. Gerisi sadece hikayedir. Hikâyenin özeti şöyledir: İhmal bahane, para şahane! Bu anlayışa lânet olsun. Halbuki Müslüman keyfine göre davranan insan değil, keyfiyete göre davranan insandır. Keyfine göre davranan davardır.
Dedik ki insanlar liste başı yaptıkları işleri asla ihmal etmiyorlar. Eğer bir iş ihmal ediliyorsa o liste başı değildir. Yakıcı arzuyla istenmemiştir. Sevdiği diziyi ayrı bir odada, saatinde ve tek başına izleyenler var. Sevdiği filmi izlerken tuvaletini erteleyenler var. Sevdiği gelinliği giymek için 50 kg verenler var. Önceliğini rüyasında sayıklayanlar var. Sevdiği takımın maçına gitmek için aylar öncesinden bir aylık maaşını verip, büyük şehirlerde lüks otellerde rezervasyon yaptıranlar var. Sevdiği sanatçının konserine gidebilmek için köyden şehire kilometrelerce yürüyenler var. Sevdiği sanatçıdan imzalı bir fotoğraf alabilmek için birbirini ezenler var…Örnekler saymakla bitmez.
Niyette küçümseme olmadan ihmal gerçekleşmez. Niyetinde ne kadar varsanız umurunda o kadar olursunuz. Bir insanın arkasından tekme vurarak onu denize düşürüp boğulmasını izlemekle, ayağı kayıp suya düşen bir insanın boğulmasını seyretmek arasında bir fark yoktur. İkisi de bir çeşit ihanettir. Yapacağı onca yardım varken bir insanın problemler içinde çırpınarak boğulmasını ve her gün biraz daha erimesini izlemek onu görmezden gelmek, onu yok saymak, sessiz şeytanlıktır!
Göz ardı ettiğimiz hususlar bizi göz ardı etmez, gelir gözümüzü çıkarır!
İhmal ettiğimiz hususlar bizi ihmal etmez, imha ederek ihmal etmediğini bize gösterir.
Evet… Yaşamımız önem verdiğimiz hususlara karşı sessiz kaldığımız zaman kararmaya başlar.
Bütün bu yazdıklarımızdan hareketle en tehlikeli insan tipi; sorumsuz, ihmalkar ve paragöz insan tipidir diyebiliriz. Bunlar arkasında iz bırakarak ilerleyen sümüklü böcekler gibidir. İş hayatında ihmalleri bir mayın gibi döşeyerek ilerler. Bu ihmaller her an her yerde bir mayın gibi patlayabilir! Yüzlerce, binlerce insanı yok edebilir. Bu sebeple ihmalkar insan aslında imhakar insandır! İhmalkar insan; bir çeşit kitle imha bombasıdır. Ne ki servetinden, göz kamaştıran ihtişamından dolayı bu kravatlı haydutlar, efendi suratlı eşkiyalar toplumdan saygı görür. Celladına aşık olmak budur işte.
Depreme dayanıksız evler yaparız. Tabir-i diğerle beton tabutluklar. Bir depremde yüzbinlerce insanımız ihmalin kurbanı olur. Bundan ders çıkarmayız. Suçluları hapishanelerde besleriz. Ve zengin her yerde zengindir. Hapishanede de zengindir. Dışardaki imhakâr seri katil, içerde koğuşun ağası olur. Ne garip değil mi? Ya da yurt dışına kaçar. Ara bakalım bulabilirsen. Zalimler için yaşasın Cehennem!
Adam otelini beş yıldızlı yapmak için servet öder ama aynı otele bir yangın merdiveni koymaz. Niçin? Çünkü yangın merdiveni ve diğer kurtarıcı tedbirler liste başı değildir. Niyetinde yoktur. Olsaydı mutlaka gerçekleşirdi. Önemli olan insan canı değil, onlardan gelecek olan kazançtır. Yani kanlı para! Sonuç: 70 insan diri, diri; cayır, cayır yanmış, birçok insan yaralanmış. Pekiyi ceza ne? İmhakar seri katilleri en fazla hapse tıkıp beslemek. İşte ithal hukuk sisteminde verilebilecek ceza budur. Zalimler için yaşasın Cehennem!
Yahu bu imhakar seri katilleri idam etmiyorsunuz, bari mal varlıklarını dondurun. Kamuya ve orda ki insanlara verdiği zararı misli misline tazmin edin. Bu imhakar seri katiller servetsiz bir hiç olurlar.
Konuyla ilgili bir kıssa…
Vaktiyle bir adam ünlü rüya yorumcusu İbn-i Şirine gelerek;
-Efendim, bir rüya gördüm, tevil edebilir misiniz der.
İbn-i Şirin:
-Rüyanı anlat evladım.
Adam:
-Yalnız benim verecek ücretim yoktur.
İbn-i Şirin:
-Önemli değil, sen rüyanı anlat!
Adam başlar anlatmaya:
-Efendim, rüyamda bir yeşilliğin içinde yürüyordum, orman mı desem, çayır mı desem, çimen mi desem diye lâfı uzatınca İbn-i Şirinin canı sıkılır.
-Evladım, o yeşillikten çık artık…
Adam:
Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm… Sonra o yeşil alandan çıktım karşıma büyük bir su çıktı, derya mı desem, deniz mi desem, okyanus mu desem, deyince İbn-i Şirin patlar:
-Kifayet eder evladım, rüyanın tevile mecali yoktur. Allah senin belanı vermiş ama bugün mü desem, yarın mı desem, öbür gün mü desem…
Ne yangınlar ne depremler bizi bir türlü kendimize getirmiyor. İbret almadığımız sürece ibret olmaya devam edeceğiz…
Depremde vefat eden vatandaşlarımıza; Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar, yakınlarına sabr-ı cemil temenni ediyorum. Millet olarak başımız sağ olsun!
Selam ve dua ile.