Ya Rasulallah! Niçin Bu Kadar Ağlıyorsunuz?
Tabiinin büyüklerinden Atâ b. Rebah bir gün Hz. Aişe’ye, “Allah Resulü’nün sizi hayrette bırakan bir halini bize anlatır mısınız?” diye istekte bulununca, Hz. Aişe, “O’nun hangi hali hayrette bırakmıyordu ki?” dedi ve ekledi: “Bir gece odama geldi. Benimle yatağıma girdi. Sonra ‘Müsade edersen Rabb’ime kulluk edeyim…’ dedi.
Kalktı, abdestini yeniledi ve namaza durdu. Kıyamda öyle ağladı ki, gözyaşları göğsüne damlıyordu. Rükû’a varınca orada da uzun uzun ağladı. Secdede bu hal devam etti. Ağlaması, sabah namazı için haber vermeye gelen Hz. Bilal’in seslenmesine kadar sürdü.
“‘Ya Resûlallah!’ dedim, ‘Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affettiği halde niçin bu kadar ağlıyorsun?’
Şöyle dedi: ‘Şükr eden bir kul olmayayım mı? Hem nasıl ağlamayayım ki, bu gece Allah bana şu ayetleri inzal buyurdu:
‘Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır. Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler:
“Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!
Rabbimiz, sen birini ateşe attın mı, onu perişan etmişsindir. Zalimlerin yardımcısı yoktur.
Rabbimiz, biz ‘Rabbinize iman edin!’ diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen inandık.
Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, iyilerle beraber canımızı al!
Rabbimiz bize, elçilerine vaat ettiğini ver, kıyamet günü bizi yüzüstü bırakıp rezil etme. Zira Sen verdiğin sözden caymazsın.’” (Âl-i İmran, 3/190-194)
Sonra, ‘Bu ayetleri okuyup da uzun uzun tefekkür etmeyenin vay haline,’ dedi.”
Kaynakça:
İbn Hibban’ın Sahih’inden naklen, Leknevî, İkametu’l- Hücce, 112.