Arkadaş, Duygudaş, Samimiyet Ve Tutarlılık

-Tek olmakla, yalnız olmak karıştırılıyor. Bazen insan çevresindeki insanlara rağmen yalnızdır. Çünkü çevresindekiler duygudaş değildir. Çünkü her dindaş duygudaş değildir. Çünkü her insan duygudaş değildir. İnsanların çoğu duygu körüdür. Acıyı ve sevinci farketmez. Farketmediği içinde paylaşmaz. Paylaşılmayan acılar insanı yalnızlığa sürükler. En büyük acı kalabalıklar içinde insanın fark edilmeyen ve paylaşılmayan acıları yüzünden çektiği acıdır. İşte bu sebepten dolayı şehirler insanların kalabalıklar içinde yalnızlık çektiği ışıklandırılmış beton ormanlardır diyoruz.

-Kaliteli insanlar genelde yalnızdır. Çünkü ucuz malın alıcısı çok olur.

-Saflardayken safdışı edilmiş bir saftı o, saflarda olduğunu zanneden.

-“İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, bağırmaya zorlayan acıdan daha güçlüdür.”

-Duyguyu farketmeyen ve paylaşmayan insanla, bostan korkuluğu arasında, ya da mermer bir heykel arasında hiçbir fark yoktur.

– Garibin hikayesini dinlemek için yine bir garip kulağı gerekir. Halden anlamayana dil dökmek, öküzlerin boynuna inci gerdanlık takmak gibidir.

-Aynı açıdan değil, aynı acıdan bakanlar daha iyi anlaşır.

Arkadaş, insanın ikinci kendisidir.

-Kişi arkadaşının dini üzerinedir. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.

-İyi dost yalnızlıktan iyidir. Yalnızlıkta kötü dosttan iyidir.

-Arkadaş arkana Daşolan kimsedir. Felaket ve zor zamanlarda arkana Daş olan destek olan kimsedir. Arkandan Taş atan kimse değildir.

-Arkadaş senin kusurunu gördüğünde Allah rızası için seni ikaz eden kimsedir. Başkalarına ifşa eden değil.

-İyi dostlar yıldızlar gibidirler, onlar karanlıkta parlarlar. Atalarımız zor gün dostlarını;

hal dostları,

iyi gün dostlarını,

yal dostları diye isimlendirmişlerdir.

-Bizim şiir gibi konuşanlara değil, şiir gibi davranışlara ihtiyacımız var. Seni seviyorum diyenlere değil, sevdiğini hissettirenlere ihtiyacımız var. Çünkü tavırlar bedenin konuşan kelimeleridir. Çünkü davranışa dökülmeyen hiçbir şeyin kıymeti yoktur.

-Evet, tavırlar bedenin konuşan kelimeleridir. Dilinden dökülene değil, ayırdığı zamana bak, fedakarlığına bak. Bir insanın kalbinde ne kadar varsan, umurunda o kadar olursun.

-Bir insan isterse yanında olmanın yolunu bulur. Bahaneler uzak kalmayı tercih edenler içindir. Birisi için önemliysen, her durumda senin için zaman oluşturur. Yakıcı arzuyla isteyen yüzlerce maharet üretir. İstekcik düzeyinde kalanlarda yüzlerce mazeret üretir. Mazeretler vicdanın ağrı kesicileridir. Mazeret terazisinin tartamayacağı yük yoktur.

-İnsanlar asla iddia ettikleri kadar meşgul değillerdir. Sadece öncelikler meselesi vardır ve sıra size gelmez, hepsi bu. Mazeret sözlerinin çoğu bir kibar yalan türüdür.

-Bir iş adamı zor günlerinde kendisini terk eden dostlarına, durumunu düzelttikten sonra mektup yazmış:

-Kahveler pişti gel, Köpükleri taştı gel, İyi günün dostu, Kötü gün geçti gel.

“Ahir zamanda iki şey çok az olacak: Helâl lokma ve gerçek dost.” (s.a.v)

-Zengin bir adamın bir gün kapısı çalınır. Adam önce kapıya bakar ve sonra karısına dönerek:

-Kapıya sen bakar mısın der. Kadın kapıyı açar ve gelen adama ne istediğini sorar:

Adam:

-Allah rızası için bir sadaka der. Bunun üzerine ev sahibi zengin adam çok yüklü miktarda yardım yapar. O gittikten sonra ağlamaya başlar…

Kadın:

-Verdiklerin gözüne çok göründü de o yüzden mi ağlıyorsun diye sorar.

Adam:

-Ah hanım ah!..Bu adam benim arkadaşımdı. Uzun bir süre onu ihmal ettim. Bir ara işlerinin kötü gittiğini duymuştum. Şimdi ise dilenecek kadar düşmüş. Onu ihmal ettiğim için ağlıyorum der.

-Dostuna giden yolu ihmal etme, ayrık otları biter. Çok sık da gitme, bıktırırsın.

-Mekanımız piyasadır. İnsanlar dost değildir. Hayatta hiç kimsenin akrabası kalmamıştır. İnsan kılığında gördüklerimizin hepsi müşterilerdir. (İsmet Özel)

-“Onlar dostlarını ihmal ettiler, nasıl olsa bizdendir diye.

Düşmanlarına ise yakın durdular, acaba kazanabilir miyiz diye.

Küstürdükleri dostları düşman oldu.

Yakın durdukları düşmanları dost olmadı, zaten düşmandı.

Her ikisi de bir safta birleşince yıkılmaları mukadder oldu.”

Horasanlı Eba Müslim.

Ünlü Türk Komutanı Horasanlı Eba Müslim, Abbasilerin yıkılma sebeplerini anlatırken bu hikmetli sözü söylemiştir.

Eba Müslim hilâfeti Emevi’lerden alıp Abbasi’lere veren ünlü Türk komutanıdır. Ne yazık ki Abbasiler onu zehirleyerek öldürmüşlerdir.

-Akıllı insan lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilen insandır. Lehinde ve aleyhinde olan şeyleri fark edemeyen insanlara, asla iyilik yapamazsınız. Çünkü, kurma kafalı olurlar. Algı sistemleri kötülüğü iyilik, iyiliği kötülük algılayacak kadar bozulmuştur. Bu tipler sadık ahmak tipine en güzel örnektir. Bunlar serseri mayın gibidirler. Nerede patlayacağı belli olmazlar. O yüzden uzak durmak gerekir.

-Dostlarının kıymetini bilmeyen, namertlere yakın duran insanlar, dostlarını nasıl olsa “avucumun içinde bir yere gidemez” zannetmektedirler. Onların bu zannını boşa çıkarmak gerekir. Kötüleri iyilerden üstün tutan insanları, iyilerin desteğinden mahrum etmek gerekir ki, bir daha iyiliği ve iyileri kolayca harcayamasın. Bu tiplerin mantığı tabir caizse şudur: Çirkin sen şurada bir kenarda bekle. Eğer güzelle evlenemezsem seninle evlenirim.

-Zıt insanlar birbirini iter! Benzer insanlar birbirini çeker… 

Derviş dervişi tekkede, Hacı hacıyı Mekke’de, Şeyde şeyi dakkada bulur.

-Çok çevrem var diyenlerin dikkatine:

Bir tane 100 lira da 100 lira eder. Yüz tane 1 lirada 100 lira eder. Bazen bir adam 100 adama bedeldir. Yüz adamı cebinden çıkarır. O yüzden çevremizde çok insan olmasına gerek yok. Çevremizdekiler insan olsun yeter.

-İnsanlar yalnız kalmaktan korktukları için sahte arkadaşlıkları ve günaha belenmiş, bulanmış ilişkileri devam ettiriyorlar. Buna gerek yoktur. İyi dost yalnızlıktan, yalnızlık ta kötü dosttan iyidir.

-İnsanın “ucuzu” insana “pahalıya” mal olur.

-Biri gelir seni sen eder, biri gelir seni senden eder.

-Hayat kıymet bilenlerle yaşanacak kadar güzel, kıymet bilmeyenlerle israf edilmeyecek kadar özeldir.

-Bir yalan dört doğruyu götürür:

İyilik, güven, sadakat, huzur…

-Pişmanlık yaşamadan kolay af gören insanlar daha da arsızlaşırlar!

-Noktayı cümlenin sonuna değil, tereddüt ettiğin yerde koyacaksın.

-Seven çok az bulunur. İddiasını eden çoktur. Oyuncak ayıya bile aşkım diyor şimdiki kızlar. Aşk bu kadar ayağa düşmüştür. Bedeli ödenmemiş sevgi haksız kazançtır. Zekâ merdiveni hızlı tırmanmak, akıl doğru yere koyup koymadığını bilmektir.

Konumuzla ilgili bir Hikâye:

Sevmek Bedel İster.

 Bir genç bir padişaha gelerek kızını canından çok sevdiğini söyledi.

Padişah:

 -Ya kelleni alırım ya da ülkemi terk edersin diye ferman etti. Genç ülkeyi terk etmek isteyince padişah kellesinin vurulmasını emretti.

Vezir:

-Padişahım! Niçin masum bir insanı katlettiniz diye sordu.

Padişah:

-Kızımı canından çok sevdiğini söyledi, samimiyetini test ettim. Eğer teklifimi kabul etseydi kızımı ona verecektim ve onu tahtıma oturtacaktım. Bana yalan söylediği için kellesini vurdurdum.