Türklerin Manevi Gücü

“Hele bak dedi, bir Türk kedisi. Evet, bizden korkmadığına göre hiç şüphesiz bir Türk kedisiydi. Gerçekten İstanbul’un kedileri çok bariz şekilde ikiye ayrılır: Müslüman mahallelerinde yaşayan Türk kedileri bu mahallelerde herkes hayvanlara karşı daima iyi davranır.

 Rum yahut Ermeni kedileri, bunlar reaya mahallelerinde yaşar, buralardaki Doğu Hristiyanları, Gregoryenler yahut Ortodokslar zayıf olan her şeye karşı alçakçasına zalim davranırlar. Bu mahallelerde yaşayan kediler daha insan yüzü görür görmez selameti kaçmakta bulur.”

“Tophanedeki tekir kedi bir Türk kedisiydi. Öyle ki, kısa bir tereddütten sonra kararını verdi ve bir sıçrayışta Fransız sandalının ortasına atlayıverdi ve olan oldu, alelacele yiyen hayvan tıkandı, evet basbayağı tıkandı. Boğazına uzun bir kılçık saplanmıştı. Nefessiz kalan hayvanın ağzından bir inilti çıktı, ayakları gerildi, burnunu havaya dikti, ümitsiz bir şekilde ağzını açtı ve öyle kaldı. Doktor üstüne eğilmiş, hayvanın kan sızan ağzını muayene ediyordu. Kısa bir süre sonra doğrularak:

-Kılçık, dedi. Tamamen mukozanın içine girmiş. Bu durumda tutup çekmeye imkan yok. Bisturu lazım.

İçimizden biri kediye acıdı:

 -Zavallı hayvan!

Doktor:

-Merak etmeyin kurtulur, dedi. Bir bisturu darbesinin hiçbir zararı olmaz. Ben gerekeni yaparım. Yalnız çok sıkı tutun. Hiç kıpırdamasın. Bütün iş altı saniye sürdü. Tekir kedinin ayaklarından birini ben tutuyordum. Çeliğin kesmesinin sebep olduğu titremeyi bütün avucumda ve parmaklarımda hissettim. Hayvan miyavlıyor. Sadece bir hırıltı çıkarıyordu. Bir saniye sonra her şey bitmiş kılçık çıkarılmıştı.  Operatör, dikkat edin, dedi. Ben haydi deyince her birden bırakın. Yoksa pençesine düşenin vay haline! Bırakır bırakmaz da geriye sıçrayın. Dikkat, bir iki, üç, haydi!

Bütün eller bir anda hayvanı bıraktı ve hepimiz birden geriledik. Ama boşuna telaş. Kedi yavaşça yan döndü sonra ağır, ağır doğruldu. Hiç de hırslı görünmüyordu. İçimizden biri kimseye bir şey yapacağı yok dedi.  Vaziyeti anlamışa benzer. Elbette anlamıştı. Hem çok iyi anlamıştı. Öyle ki, bir çeyrek dakika sonra ağır ağır hareketler içinde doktora doğru yürüdü. Ve güzel yeşil gözleriyle ona bakarak arka, arkaya ellerini yalamaya başladı.

Bu bir Türk kedisiydi.

Hür hayat, bu yarı vahşi hayvanlara Mirza ve Azor’da bulunmayan faziletler vermiştir. Türklerin sokak köpekleri, Üsküdar, Bursa, Konya ve eski İstanbul köpekleri Müslümanların acıdığı ve sevdiği köpekler hür köpekler ciddi, makul, mütefekkir ve filozoftur. Ses çıkarmadan yağmura kara dayanırlar, aksine kötü insanların hiçbir hakaretine tahammül etmez kendilerine vuran eli yalamasını bilmezler. Ama yine de son derece iyi köpeklerdir, kibar ve sakindirler. Bana öyle geliyor ki, yaşadıkları topraklardaki cemiyet Türkler onlara örnek olmuştur. Zira Türklerin kendileri de mükemmel insanlardır.  Nazik ve sakindirler…”

“Türklerin Manevi Gücü” isimli eserden