Beynimiz ve gönlümüz halkalı çöplüğü değildir.
Yememizde, içmemizde nasıl seçici davranıyorsak; dinlediğimiz ve baktığımız şeylerde de seçici davranmamız gerekir.
Her sözün kulağımızdan girip kalbimize yerleşmesine izin vermemeliyiz. Çünkü nezahet tankımız kirli sözcüklerle dolup taşar ve bizi kirletir.
Çirkin ve kirli manzaralar gözümüzü kör etmese de manevi gözümüzü kör eder. Duygularımızı kirletir. Meşhur ressamlar çirkin manzaralara bakmaktan gözünü menedermiş. Çünkü, bu manzaraların fırçasına ve resimlerine yansımasından endişe edermiş. Bizim beynimiz ve ruhsallığımız halkalı çöplüğü değildir.
O yüzden konuşurken dilimize, işitirken kulağımıza, bakarken gözümüze filtreler takmalıyız. Çirkin sözcüklerin dilimizden çıkmasına, çirkin seslerin kulağımızdan girip kalbimize yerleşmesine izin vermemeliyiz. Çirkin manzaraların gönlümüzü kirletmesine izin vermemeliyiz.
Arkadaşlarımızı da bu filtrelerden geçirerek seçmemizde büyük yarar vardır.
Bir Laz Atasözü Şöyledir:
Yol cidenundur arkasundan ağluyamam.
Gönlüm ahur değüldur, herkesi bağluyamam.
Ayrıca öncelikler diye bir meselemiz vardır. İman ilimleri varken keçiboynuzu hükmündeki felsefe ve o tür ilimlerle uğraşmak (güya genel kültür adına) beynimizi gereksiz yere yormak demektir. Hemen zaman israfı hem enerji israfıdır.
Bir parmak bal için, neden bir kilo keçiboynuzu çiğneyelim ki?