Gazanfer, Muzaffer, Mücahit!

Mösyö Valentin hayallere daldı. Oğuzhan’dan başlayan Türk tarihi gözlerinin önündeydi. “Tanrı’nın kırbacı” dedikleri Atilla ünlü kılıcını çekmiş, Avrupa’yı titretiyordu. Alparslan’ın Diyojen’i perişan edişini görür gibiydi. Atını denize süren cengâver Fatih’in topları Bizans’ın surlarını dövüyordu. Bir insanın pasaportla gezemeyeceği ülkeleri kısacık saltanatında ülkesine katan Yavuz, Sina Çölü’nü geçiyordu.

Her bahar “Bize mi sefer yapacak?” korkusuyla Batılılar’ın rüyalarına giren Kanunî Mohaç’ı geçmiş, atını mahmuzluyordu. Ele avuca sığmayan akıncıların ufuklardan ufuklara yankılanan nârâları duyuluyordu. İşte bu sonsuz enerji, muhteşem tarih, çuvalların içinde titreyen sıska vücutlara dönmüştü!

Çanakkale’de direnişi ölümden önceki son savleti olabilirdi! Bu morarmış ellerin, yüzlerin, bir torba kemik haline gelmiş vücutların kaderi toprak olmaktı. Kulübenin kapısı açıldı, bastonuna dayanarak bir kocakarı dışarı çıktı ve bağırmaya başladı:

-Gazanfer! Mücahit! Muzaffer! Çorba yaptım, haydi gelin için.

 Çocuklar kulübeye doğru koşarken Mösyö Valentin’in yüzü ciddîleşti, bakışları değişti, arkalarından bakarak mırıldanmaya başladı:

-Gazanfer (cesur, yiğit),

-Mücahit (savaşan, cihad eden),

-Muzaffer (zafer kazanmış) haaa!

En karanlık gününde çocuklarına bu isimleri veren millet, bir yerde toprağa gömülse bile başka yerden fışkırır!” (…) Ey Boğaz’ın hülyalı suları! Şimdi hürriyetin neşesiyle yeşil tepelerin eteklerine köpüklü dalgacıklarınızla danteller işliyorsunuz. Sizleri çiğnemeye gelen o çelik devlere karşı kükreyemez miydiniz? Bir millet, bir ümmet, bir medeniyet kaderini sizlere emanet etmişti.

Yüzyıllardan beri canları pahasına sizleri koruyana sadakatinizi esirgememeniz için Cideli Mehmet Çavuş’un, Lapsekili Ali’nin, Kilitbahirli Yüzbaşı Hasan’ın, Libyalı Üsteğmen Mevsuf’un kurban olmaları mı lâzımdı? Siz ey Kanlısırt, Kocaçimen, Kabatepe, Alçıtepe! Baharın şu günlerinde üzerinize bir gelinlik gibi düşen güneşin pırıltıları altında bahtiyar uyuyorsunuz. Pütürgeli Bilâl, Yozgatlı Kınalı Murat, Ezineli Yahya Çavuş, Konyalı Mıstık ve 253 bin vatan evlâdı kemiklerini size siper etmeseydiler; haliniz nice olurdu?!

Bedelinizin ağırlığını göstermek için mi alev saçan namlulara karşı lavlarınızı püskürtmediniz?! Ve siz ey hayatlarının baharında şahadet mertebesine erenler! Âlemlerin Rabbi sizler için “Diridirler!” derken destanınızı fanilerin yazamayacağına da işaret ediyor. Biz yazamasak da, kanlarınızla yoğurduğunuz tepelerde rüzgâr ebediyete kadar cenginizi terennüm edecek, mahzun vadilerde sütun sütun Fatiha’larla yükselen mezar taşlarınızı gökler selâmlayacak!

Mehmed NİYAZİ

Çanakkale MAHŞERİ

Hamiş:

Sevgideğer Okurlarım!

Bu kitabı mutlaka okuyalım ve okutalım. Çok kıymetli bir eserdir. Israrla öneriyorum. Cenab-ı Hak yazarımızdan ebeden-daimen razı olsun. İki cihanda yüzü ak olsun. Amin