TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATI
“…
Bu sırada Türkiye’de Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanması için çalışan, Kıbrıslı Türklerin garantörlüğünü alarak Londra ve Zürih Anlaşmaları’na giden, Kıbrıs Davasını sahiplenen bir Başbakan ve bir Dışişleri Bakanı bulunuyordu. Böylelikle Türkiye adaya askeri müdahale yapma hakkını kazanıyordu. Dahası adada Türklerin kendi Kuvayı Milliye mücadelesini yapmaları için örgütlemek isteyen de yine bu iki kahramandı.
Kıbrıs’ta Rumların soykırım girişimlerine karşı kendilerini korumak için bir araya gelmeye çalışan Türkleri Özel Harp Dairesi aracılığıyla teşkilatlandıran kişi Şehit Başbakan Adnan Menderes’ti. Dahası Türkiye’de silahlı eğitim aldıran ve silahları gönderen kişi de Başbakan Adnan Menderes’ti. Konuyla bizzat ilgilenen kişi de Şehit Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’ydu.
Kıbrıs Türkleri Ankara’da ve Antalya’da silahlı eğitime tabi tutuldu. Kıbrıs’a balıkçı tekneleriyle silahlar gönderildi. Bu çok gizli bir şekilde yapılıyordu. Türkiye’de devletin veya ordunun içinde bu gizli operasyonu çok kişi bilmiyor, Rumlar da soykırıma girişecekleri Türklerin böyle bir direniş gücüne sahip olduklarını bilmeden rehavete kapılıyordu.
Rumlar katliam için saldırdıklarında ise onlara direnen silahlı bir teşkilatla karşılaşınca çok şaşırmışlardı. Türkleri Rumlara karşı koruyan, Türk hükümetinin 1950’lerde kurdurduğu efsane teşkilatın adı Türk Mukavemet Teşkilatı’ydı.
Türk Mukavemet Teşkilatı’nın amblemi Türklüğün sembolü bozkurttu. Baştaki marşa sahip kahraman mensuplarına da mücahit deniyordu. TMT’nin kutlu mücadelesi bizzat Kıbrıs’a gönderilen Türk subaylar tarafından idare ediliyordu. Bu süreç 27 Mayıs 1960 Darbesi’ne kadar devam etti. Kıbrıs Davasının kahramanları Menderes ve Zorlu darbeciler tarafından devrildi. Darbe ile birlikte TMT’ye destek kesildi ve 27 Mayısçılar TMT’yi “Menderes’in silahlı gücü” diyerek neredeyse terör örgütü kapsamına alacaklardı. Bunu merhum Denktaş anlatıyordu.
Buna engel olmaya çalışan ve TMT’ye destek verdirmeye devam etmek isteyen, Menderes’in idamına ve yönetimin CHP’ye bırakılmasına karşı çıkan Albay Alparslan Türkeş ise 14’ler hadisesiyle tasfiye edilmişti. Bu tasfiyeden sonra darbeciler Menderes ve Zorlu’yu idam etmişti. Batı’nın vesayet uzantıları Menderes ve Zorlu’dan Kıbrıs Türklerine sahip çıkmalarının intikamını alıyordu. Zorlu aynı zamanda EOKA’nın ölüm listesinin de tepesinde yer alıyordu.
Makarios’a darbe yapan EOKA teröristi Nikos Sampson 27 Mayıs’tan sonra şöyle demektedir:
“Sonra ne oldu? Türkler ihtilal yaptı ve Başbakan ile Dışişleri Bakanı’nı vatana ihanet suçuyla astılar. O zaman biz Kıbrıs’ta şampanya patlattık. Hiç zahmet etmeyip bize verselerdi EOKA olarak biz ne güzel asardık. Hele o Dışişleri Bakanı’nda hevesim kaldı…”
Bu dönemden sonra uzun süre boyunca mücahitlere verilen eğitimler kesilecek, silahlar gönderilmeyecek ve hatta daha önce gönderilen gömülmüş silahlar da bakımsızlıktan paslanmaya yüz tutacaktır. O sırada darbecilerin Kıbrıs’a gönderdiği Büyükelçi ise Kıbrıs Türklerine, Rumlar aleyhinde konuşup eylem yaptıkları için defalarca hakaret edecektir.
Sonra 1974’te Türkiye adaya müdahale etmişti… Nice şehitler düşmüş, Kıbrıs Türkleri kurtarılmıştı.
İşte uğruna böylesine bedeller ödenmiş, bu kadar canlar yitirilmiş Kıbrıs’ın İsrail ve Yunan propagandalarıyla elimizden alınabileceğini sananlar yanılıyor. Ama önümüzde de Kıbrıs için verilecek büyük bir mücadele bizi bekliyor.”
Oğuzhan BİLGİN/AKŞAM