Bir kardeşimizin kendi kaleminden bir hatırası:

“Bundan yıllar önceydi. Çok zor bir dönemden geçiyordum. Bütün işlerim ters gidiyordu. Ekonomik, psikolojik, sağlık ve diğer açılardan tam bir dibe vurma yaşıyordum. Yaşayanlar bilir… Böyle durumlarda çevrenizde bir tane insan kalmaz. “Sessiz şeytanlığa bürünüp üç maymunu oynarlar” Çöküşünüzü uzaktan zevkle izlerler. Yolda tevafuken karşılaştığım tanıdıklar beni görünce selamımı almamak için yolunu değiştiriyordu. Telefonla aradıklarım, telefonlarıma geri dönmüyordu. Sıkı imtihan olduğumun farkındaydım. Kimsenin beni rahatsız edemeyeceği bir köşeye çekildim. Rabbime gözyaşları içinde dua ediyor, bu sıkıntılı durumdan beni kurtarması için yalvarıyordum. Duaya gece-gündüz hiç ara vermeden devam etmeye çalışıyordum. Ağlamaktan gözlerim şişmişti. Bütün imkânları ve her şeyi tükettiğim bir zamanda bir gece gözleri yaşlı, kalbi hüzünlü olarak uykuya daldım. Sanırım sabah ezanlarına yakın bir vakitti. Bir rüya gördüm… Ama nasıl bir rüya… Şu anda bu rüyayı yazarken bile tüylerim diken, diken oluyor. Öncelikle şu hususun altını dikkatle çizmem gerekir:

Ben hayatında çok nadir rüya gören ve gördüğü rüyaları da hatırlamayanlar gurubundanım.

Rüyamda bir ayet kulağıma okunuyor ve bu ayetle Rabbime iltica etmem isteniyordu. Allah’u Ekber!

Yüce Rabbim beni en zor döneminde yalnız bırakmamış, rüyamda bana nasıl dua edeceğimi öğretiyordu. Bu ayet rüyamda defalarca kulağıma fısıldandı. Ben uyandığımda kendimi ağlarken buldum. Evet, belki size inanılmaz gelebilir ama ben ömrümde ilk defa, uykudan ve rüyadan ağlayarak çıktığımı gördüm. Gözlerim yaşlıydı ve kalbim hiç olmadığı kadar hızla atıyordu. Kendimi biraz toparlayıp, rüyamda kulağıma fısıldanan ayeti hatırlamaya çalıştım. Çok az rüya gören ve gördüklerini hemen unutan ben… Evet, evet… ayet-i kerimeyi çok iyi hatırlıyordum. Bu mübarek ayet Hz. Zekeriya (a.s)’ın münacatıydı. Sonra Hz. Zekeriya (a.s)’ın hayatını okudum. Bu mübarek peygamber, akrabalarından ve çevresinden çok eziyet görmüş, çok büyük acılar çekmiş, çok iftiralara ve ihanetlere maruz kalmış…

Rabbime cennetteki zerreler adedince hamdolsun ki, bu münacata devam ettim. Yavaş, yavaş işler yoluna girmeye başladı. Ekonomik ve psikolojik açıdan baya bir rahatladım. Uzaktan çöküşümü zevkle izleyen sessiz şeytanlar ve üç maymunu oynayanlar, saklandıkları deliklerden birer, birer çıkıp ilgi alâka göstermek istediler. Bu sefer ben onlardan uzaklaştım. Yüce Rabbime Cennetteki zerreler adedince hamdolsun ki, en dibe vurduğum dönemlerde dahi, benim istiğna düsturumu bozmadı ve yüzümün suyunu namertlere döktürmedi. Arşın, ferşin, kürsinin ağırlığınca Rabbime hamd-ü senalar olsun, Peygamberimiz Efendimize (s.a.v) onun al ve ashabına salat ve selâmlar olsun (Âmin).

Bu hikâyeyi sizlerle paylaşmamın nedeni: Asla ümidinizi kesmeyin. Dua gibi büyük bir nimet var. Bu kapıyı kesintisiz ve usulünce çalmaya devam ediniz. Mutlaka bir cevap verilecektir. Çünkü Cenab-ı Hak kullarının yegâne dostudur ve o ne güzel yardımcıdır. Onun tutup kaldırdığını kimse yıkamaz. Onun aziz kıldığını, kimse zelil kılamaz. Allah’u Ekber!

“Subhaneke ma arafnake hakka marifetike ya Maruf!”

“Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.” Zümer Suresi. 53 Ayet.