Sınırsız İtaat Meselesi
İslâm’da sınırsız itaat sadece Allah’adır ve vahiy olan konularda Rasulullahadır. (s.a.v)
Vahiy olmayan konularda, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabıyla istişare etmiş ve onların görüşlerine uymuştur.
İstişareye açık olan konularda farklı görüşler serdetmek, istişarenin ve ortak aklın bir gereğidir.
“İşleri onlarla müşavere / istişare et! Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et!” (Âl-i İmran, 3/159).
1-Bedir’de Ebu Süfyan’la savaşılıp savaşılmaması konusunda Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabıyla istişare etmiştir.
Görüşmeler neticesinde savaş kararı alınmış ve uygulamaya geçilmiştir. (Müslim, Cihâd ve’s-Sîyer, 83).
2-Peygamber Efendimiz (s.a.v) Bedir’de, ordunun karargâhı ve mevzilenmesi konusunda Hz. Hubâb b. Münzir’in görüşüne göre amel etmiştir.
Münzir bu konuda şöyle der:
“Hz. Peygamber ile Bedir günü savaşa ben de katıldım. Hz. Peygamber, Bedir kuyusunun yanına geldi ve kuyunun arkasına mevzilenmeye karar verdi.
Ben de:
-Ey Allah’ın elçisi! Burası Allah’ın seni yerleştirdiği bir yer mi yoksa bir harp taktiği, bir görüş veya tuzak gereği takdiriniz mi? diye sordum.
Hz. Peygamber buyurdu ki:
-Elbette ki o harp, rey ve hile sonucudur.
Ben de:
-Ya Rasulallah! Burası konaklama yeri için uygun değildir. İnsanları kaldır ve bizimle müşriklerin en yakınındaki suya gel. Sonra o suyun ötesindeki kuyuların sularını bozalım.
Orada bir havuz yapalım ve su ile dolduralım ki Kureyş ile savaştığımızda biz içelim onlar ise içmesinler.
Bunun üzerine Hz. Peygamber dedi ki:
-“Hakikaten reyle iyi yol gösterdin.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v) beraberindeki insanlarla Bedir kuyularına geldi. Sonra emretti, su kuyuları kapatıldı. Müslümanların yanında konakladığı su kuyusunun üzerinde ise bir havuz yaptı.
Böylece düşman sudan mahrum bırakılmış oldu. (İbn Hişâm, Abdülmelik b. Hişâm, es-Siretü’n-Nebeviyye, Beyrut, 1971, II, 272).
3-Peygamber Efendimiz (s.a.v) Bedir Harbi sonrası esirlere nasıl muamele edileceği konusunda ashabıyla istişare etmiştir.
Bedir Savaşı’nda yetmiş kadar düşman savaşçısı esir alınmıştı. Bunlar İslâm’ın düşmanı ve onun mensuplarını yok etmeyi amaç edinmiş kimselerdi.
Savaşta öldürülmeleri halinde yapabilecekleri kötülükler engellenmiş, İslâm düşmanlarının sayısı azaltılmış olacaktı. Buna rağmen Müslüman savaşçılar onları öldürmeyip esir aldılar.
İbn Hişâm’ın verdiği bilgiye göre (Sîre, II, 281) Peygamberimiz, amcası Abbas, Ebü’l-Buhtürî gibi bazı isimleri sayarak bunların istemeden Bedir’e geldiklerini bildirmiş ve öldürülmemelerini istemişti.
Bazı sahâbîlerin düşmanı öldürmek yerine esir almalarında bu isteğin de etkili olduğu anlaşılmaktadır. Harp bitip ganimet ve esirlerin ne yapılacağı konusunun görüşülmesi başlayınca esirler hakkında iki görüş ortaya çıktı. Meselenin bundan sonrasını Müslim’in naklettiği bir hadisten takip edelim.
Hz. Ömer anlatıyor: “Hz. Peygamber, Ebû Bekir’e ve bana,
-‘Bu esirler hakkında düşünceniz nedir?’ diye sordu.
Ebû Bekir:
-Bunlar amca ve akraba çocuklarıdır, onlardan fidye almanı uygun görüyorum. Böylece fidye kâfirlere karşı bize güç olur, belki Allah’ın hidayetiyle ileride Müslüman da olurlar’ dedi…
Bende:
-Doğrusu ben Ebû Bekir gibi düşünmüyorum. Bana göre, kellelerini uçurmamız için bize izin vermelisin; Ali, Akil’in, ben de filan yakınımın kafasını keselim, çünkü bunlar kâfirlerin öncüleri ve ileri gelenleridir’ dedim.
Resûlullah, benim değil de Ebû Bekir’in görüşünü tercih etti. Ertesi gün yanlarına geldiğimde ikisini de oturmuş ağlar halde buldum ve ‘İkiniz niçin ağlıyorsunuz?’ diye sorduğumda Resûlullah:
-Arkadaşlarının, fidye alarak başıma getirdikleri yüzünden!’ dedi ve (yakındaki bir ağacı göstererek) ‘Cezayı kendilerine şu ağaç kadar yaklaşmış gördüm’ buyurdu. (Sîre, II, 281; Müslim, “Cihâd”, 58)
4-Peygamber Efendimiz (s.a.v) Uhud Harbi öncesi ashabıyla istişare etmiştir.
Peygamber Efendimizin niyeti, şehri içerden müdafaa etmekti. Ama yinede ashabıyla bu konuyu istişare etti.
Ashabın ileri gelenleri Peygamber Efendimizin (s.a.v) görüşünü desteklediler.
Ancak Bedir harbine katılmayan ve Bedir ashabını öven ayetlerin etkisinde kalan bazı genç sahabeler, meydan savaşı yapılması konusunda ısrar ettiler.
Bu ısrar eden sahabelerin arasında Hz. Hamza, Sa’d bin Übâde, Numân bin Mâlik (r.a) da vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) umumi kanaatin, meydan savaşı yönünde olduğunu görünce bu yönde karar vermiştir.
5-Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hendek harbinde ashabıyla istişare etmiştir.
Selman-ı Farisî Medine’nin çevresine hendek kazılmasının uygun olacağını ifade ederek kendi kavmi olan Farisilerin bu yöntemden faydalandığını, bir şehri kuşattıklarında etrafına hendek kazdıklarını söyledi.
Selman-ı Farisî’nin bu görüşü isabetli bulundu. Hz. Peygamber, hendek kazılmasını emretti, kendisi de hendeğin kazılmasında çalıştı.
(Kitabu’t-Tabakâti’l- Kebîr, II, 66)
6-Peygamber Efendimiz (s.a.v) Gatafan kabilesine hurma verilmesi meselesinde ashabıyla istişare etmiştir.
Peygamber Efendimiz bu arada önce Ensarın reislerinden Sa’d bin Muaz ile Sa’d bin Ubade’nin görüşlerini öğrenmek istedi.
Onlar önce:
-Yâ Resûlallah! Bu sizin arzu ettiğiniz bir şey midir? Yoksa Allah’ın size emrettiği ve bizim de muhakkak yerine getirmemiz gereken bir şey midir?” diye sordular.
Nebiy-yi Ekrem Efendimiz şu cevabı verdi:
–Eğer, Allah tarafından emir alsaydım, sizinle istişâre etmez, gereğini hemen yerine getirirdim. Bu, kabul edip etmemekte serbest bulunduğunuz bir görüşten ibarettir.”
Bunun üzerine Sa’d bin Muaz Hazretleri:
-Yâ Resûlallah!” dedi. “Biz ve şu kavim, bir zamanlar Allah’a ortak koşar, putlara tapar, Allah’a ibadet etmez ve Onu tanımazken bile, bunlar misafirlik veya satın almak gibi durumlar dışında Medine’den tek bir hurma yemeyi ummamışlardır.
Şimdi Allah, bizi İslâm’la şereflendirdiği, onunla doğru yolu buldurduğu, seninle ve onunla bize kuvvet bahşettiği bir sırada mı mallarımızı bunlara haraç olarak vereceğiz?
“Vallahi, bizim için böyle bir anlaşmaya hiç ihtiyaç yoktur. Allah, onlarla aramızdaki hükmünü verinceye kadar onlara sunacağımız tek şey kılıçtır!”
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu konuşmadan memnun oldu. Gatafan heyetine de, “Kalkıp gidiniz! artık aramızı ancak kılıç halleder” dedi.
(158. Sîre, 3:234)
7-Peygamber Efendimiz (s.a.v) Ümmü Seleme validemizle istişare etmiştir.
Hudeybiye antlaşmasının maddeleri ashaba ağır gelince, Sahabe Hz. Peygamber’in umre ile ilgili emirlerine uymakta isteksiz davranmıştır.
Hz. Peygamber bu durumun çözümü için hanımı Ümmü Seleme’ye danışmıştır.
Ümmü Seleme, Hz. Peygamber’e sahabenin yanına çıkmasını hiç kimseyle konuşmadan kurbanını kesmesini ve başını tıraş etmesini söyledi. Hz. Peygamber de aynen dediğini yaptı.
Hz. Peygamber’i gören sahabe de kurbanlarını kesip birbirlerini tıraş etmeye başladılar.
(Buhari, Şurût, 15)
İstişare etmeyen akıl hüsrandadır. Hz. Ebu Bekir (r.a) şöyle buyurmuşlardır:
-Tesirli ihtarlar almadıkça sizde, uyarıların gereğini yapmadıkça bizde hayır yoktur.
Her çoban “sürüdeki koyunlarının” çok olmasını ister. Niçin? Etinden, sütünden, yününden ve yavrulamasından bol bol nemalanmak için.
Eh aklı kullanmak bedava öyle değil mi?
Hülasa olarak:
İslâm’da sınırsız itaat sadece Vahiy olan konulardadır. Vahiyle belli olmayan konular istişare konusudur. Bizzat Yüce Peygamberimiz (s.a.v) yukarda işaret ettiğimiz konularda istişare etmiştir.
Bugün kendilerini sorgulanamaz zanneden liderler tamamen kerameti kendinden menkul kişiler.
Her zaman söylediğimiz gibi bu insanlar çok kurnaz değiller. Peşlerinden giden insanlar kandırılmaya müsait insanlar. Yani kitle müsait! Kitle resmen gönüllü!
Lider konumunda olanlar boşluğu görüp itina ile dolduruyorlar. Türkiye’nin kerizi yonca gibidir, biçtikçe gürleşir! gerçeğinde vurgulandığı gibi.
Bir Nükte:
Yıllar önce bir devlet adamımız kardeş ülke Azerbaycan’da bir mevkidaşıyla görüşür. Görüşme esnasında sorar:
-Siz der, büyük bir devletsiniz. Nasıl oluyor da bir avuç Ermeni’yle başa çıkamıyorsunuz?
Azerbaycanlı devlet adamı derin bir ah çekerek soruyu cevaplar:
-Tarih boyunca benim halkım iki büyük devlet kurmuş:
Akkoyunlular, Karakoyunlular.
Bayraklarında koyun resmi vardı, en çok koyun eti yerlerdi. Koyun gibi çoğaldılar, koyun gibi güdüldüler, koyun gibi yaşadılar ve koyun gibi öldüler.
Ders alanlara müjdeler olsun…