Gül Suyu, Yüz Suyu.
-Kimseye yük olmayınız. Çünkü, sırtındaki yüke aşık bir hamal yoktur.
-Çünkü, özgürlüğünüzle muhtaçlığınız doğru orantılıdır.
-Çünkü, bir yük olanlar bir büyük olamazlar.
-Çünkü, ormanda en çok bodur kalan ağaçlar, başka ağaçların gölgesine sinen ağaçlardır.
-Çünkü, en pahalı su gülsuyu değil, yüzsuyudur. Gülsuyunu döktükçe mis gibi kokular etrafa yayılır. Yüz suyunu döktükçe haysiyet ve zillet ortaya saçılır.
-Çünkü, yardım almaya alışanlar emir almayada alışırlar.
-Çünkü, muhtaçlık bir insanı başkasına köle yapar. Özgürlüğü rüyanızda bile göremezsiniz.
-Çünkü, her muhtaçlığında bir parçan eksilir.
-Çünkü hiç kimse ihsanını ucuza satmaz. Hele ahir zamandan söz ediyorsak…
-Çünkü, yük olmak borçlanmaktır. Her borçlanma geceleri hüzün, gündüzleri zillettir.
-Çünkü, sorumluluk almayanın söz hakkı da yoktur.
-Çünkü, sürekli olarak idare edilen insanlar terakki edemezler. Elinden sürekli tutulan insanın eli zamanla tutuk hale gelir. Sonra idraki tutulur. Çünkü, elleri başka ellere tutuna, tutuna; el ve idrak tutulması meydana gelmiştir. Kendini gerçekleştiremez ve uydu insan haline gelir. Kendini gerçekleştiremeden, kendisiyle doğrudan bir bağ kuramadan, kopya bir insan olarak bu dünyadan çekip gider.
-Çünkü, Ashab-ı Kiram Efendilerimiz, Peygamber Efendimize (s.a.v) biat ederken, devenin üstünde yere düşen kırbacını dahi kimseden istemeyeceğine dair biat etmiştir. Buna istiğna düsturu denir.
-Çünkü, dağlardan taşlardan daha ağır olan yük mihnet yüküdür.
-Çünkü yük olmak bir çeşit ölümdür. Sahibini yaşayan cenaze yapar. Hele hele namertlere muhtaç olmak devası olmayan bir illettir
O yüzden şair demiş ki:
Geçme namerdin köprüsünden bırak sel alsın seni.
Sinme tilkinin gölgesine bırak aslan yesin seni.
(Bu dizeler Yavuz Sultan Selime atfedilir.)
-Çünkü, Allah’a muhtaç olan zengin olur. Kullara muhtaç olan zelil olur. Bu zamanın insanı ihsanını asla ucuza satmaz. Bir kuruş muhtaçlığın, bin kuruş geri ödemesi olur. Yüklendiğin mihnet ve döktüğün yüzsuyu da cabası.
Bir Kıssa:
Meşhur kıraat alimlerinden Abdurrahman Gürses Hoca Efendiyi çok seven bir zat onun kirada kalmasına gönlü razı olmamış. Çok ısrar ederek kendilerine güzel bir ev hediye etmiş. Hoca Efendi ısrarlara dayanamayarak yeni eve taşınmış. Ertesi gün Hoca Efendi namazdan sonra bir aşır okuyacak. O zengin rica etmiş:
-Hocam, rica etsem şu sureden okur musunuz?
Hoca Efendi adamı kırmamış ve onun istediği yerden okumuş.
İkinci gün Hoca Efendi namazı müteakip bir aşır okuyacağı sırada o zengin yine rica etmiş:
-Hocam, rica etsem filân sureden okur musunuz?
Hoca Efendi yine adamı kırmamış ve onun istediği yerden okumuş.
Üçüncü gün Hoca Efendi namazı müteakip bir aşır okuyacağı sırada o zengin zat yine müdahale etmiş. Fakat Hoca Efendi elini cebine atarak:
-Evlâdım, şu evin anahtarını al, bende dilediğim yerden okuyayım demiş. Meğer Hoca Efendi bir gün önce zengin zatın verdiği evi boşaltmış, yeni bir eve taşınmış.